|
FİNANS KAPİTAL NEDİR? |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı - 12 Nisan 1967
|
|
05 06 2010 |
|
Sosyalist,12 Nisan 1967 SOSYALİST (gazetesi) çıktı çıkalı "Finans-Kapital" sözü en sık geçen bir frenkçedir. Türkçesi malî sermaye diye çevrilse, daha anlaşılır olamaz. Kapital, bildiğimiz sermayedir. Finans: Maliye, büyük şirket ve bankalar işidir. Ancak, tarih içinde sermayenin geçirdiği değişiklikler gözönüne getirilmedikçe, Finans - Kapital sözünün anlamı ve önemi kavranamaz... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 123 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
DR. HİKMET KIVILCIMLI: SÜRTÜK YAHUDİNİN ÇİLESİ (*) |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
|
|
02 06 2010 |
|
(*) Bu yazı, “6 Gün Savaşı” diye bilinen Mısır-İsrail savaşı üzerine yazılmıştır. Sosyalist gazetesinin Haziran 1967 tarihli 6. sayısında yayınlanmıştır. 1. İSRAİL: Emperyalizmin tuzağı: İsrail “devleti”; Yahudi için, çöl ortasında taşıma suyla değirmen döndürmektir. Emperyalizmin kışkırttığı reklamlar ve ayarttığı milyarlarla, Yahudinin ekonomik dehası ve tutkun ülkücülüğü bir araya gelince çölde çok seraplar mucizeye benzedi. Ancak, herşeyin astarı yüzünden pahalı çıktı. Yahudi bunu son şoktan sonra da bilincine çıkarmazsa, daha çok çeker... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 268 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
DR. HİKMET KIVILCIMLI: FİLİSTİN; KAYNAYAN PETROL KAZANI |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı - 5 Ocok 1971
|
|
02 06 2010 |
|
Dünya her zamankinden çok ve aşırıca “Bir Tek Dünya”dır. En belirsiz noktasında bir sivilce, dünyanın büyük hastalığına bağlıdır. Filistin meselesi o sivilcelerden kançıbanı olanı, Yakındoğu’yu yangına verenidir... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 364 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
HO AMCA 120 YAŞINDA |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
|
|
26 04 2010 |
|
Ho Amca'nın DOĞUM TARİHİ KESİN DEĞİL. ANCAK BİR ÇOK KAYNAK 19 MAYIS 1890 TARİHİNİ GÖSTERİYOR. YANİ 19 MAYIS 1919'DAN 29 YIL ÖNCE DOĞMUŞ Ho Amca... GAZİ MUSTAFA KEMAL'DEN 9 YAŞ KÜÇÜK... BİZ DE 1 MAYIS VE 19 MAYIS TARİHLERİ ARASINDA, TÜM DÜNYA İNSANLARINDAN BİR İNSAN OLAN Ho Chi Minh AMCAMIZIN DOĞMUNU KUTLUYORUZ... ONU YARATAN İNSANLIĞIN GÜCÜ, YAŞAMIN SAVUNULMASI İÇİN DUYGU, DÜŞÜNCE VE DAVRANIŞ KOLLEKTİFİNİ DE HAYATA GEÇİRECEKTİR... VİETNAMLAR BİTMEZ, İNSAN KOLLEKTİF AKSİYONU YOK EDİLEMEZ... AŞAĞIDAKİ ADRESİ TIKLAYARAK VİETNAM HO Şİ MİNH FACEBOOK SAYFASINA ULAŞABİLİRSİNİZ... http://www.facebook.com/vietnamhochiminh (Vatan Postası)
HO AMCA'NIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ İnsan Ortak Emeği ve Sahip Çıkanlar Ho Şi Minh öldü mü? Bir insan son soluğunu verdi. Yeryüzünde her an bir insan son soluğunu veriyor. Bunda yaşayanları dehşete düşürecek bir şey bulunmuyor. İnsan, her şey gibi; gelir, yaşar, gider. Kendinden az çok bir şey bırakır. Bir çocuk yahut bir anı. Hepsi o kadar. Milyarlarca insan kollektifi içinde, kollektife adsız bir emek izi bırakmayan yoktur... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 505 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
ULUSLARIN KADERLERİNİ TAYİN HAKKI |
|
|
|
Yazar İlker Belek - sol.org
|
|
28 12 2009 |
|
Lenin'in “ulusların kaderlerini tayin hakkı” derken kastettiği ayrılma hakkıdır. Dolayısıyla, bizim Türkiye'deki ulusal sorunla ilişkili görüşlerimizin eleştirisini, Lenin'in dediklerine tam riayetle (denilenlerin bağlamına ve koşullarına bakmadan) yapanların, Kürtler için de bunu istemeleri gerekir. Ayrılma hakkı dışındaki talepleri Lenin “liberal” olarak niteler, bunun içinde “kültürel özerklik”, “dil kullanımı” da vardır...
Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 234 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
VENEZÜELLA'DA "HALKI SİLAHLANDIRMAK VE TABANDAN MİLİSLER YETİŞTİRMEK GEREKİYOR" |
|
|
|
Yazar Michael Lebowitz - sendika.org
|
|
19 11 2009 |
|
Venezüella’daki Bolivarcı Devrim mevzubahis olduğunda Michael Lebowitz sürece en derin biçimde dâhil olan düşünürlerden biri konumunda. Lebowitz sorgulayıcı bakışını, sonradan kendi doğrularını sakin ve etkili biçimde ve keskin bir açıklıkla söylemek üzere Venezüella’nın en karmaşık ve çatışmalı meselelerine daldırıyor. Deneyimlediği, acısını çektiği ve hissettiği gerçekliği inceleyen bir köylü ya da işçi gibi konuşuyor. Lebowitz’le Bolivarcı Devrim üzerine çeşitli sorun ve endişeleri de içeren bir sohbet gerçekleştirme imkanı buldum. José Sant Roz José Sant Roz’un Michael Lebowitz ile gerçekleştirdiği üç parçalık röportajın ilk kısmını yayınlıyoruz – Latinbilgi (ABD'nin Latinamerika'ya saldırma niyeti belgelendi - Eva Golinger - TIKLAYIN) Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 247 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
ÇANLAR DOLAR İÇİN ÇALIYOR! |
|
|
|
Yazar Fidel Castro - sendika.org
|
|
02 11 2009 |
|
İmparatorluğun, ekonomi yoluyla dünyaya daha fazla egemen olduğu, şiddetle yalan. Bu ülke (ABD), İkinci Dünya Savaşı bittiği zaman, konvertibl döviz basma ayrıcalığını elde etti. Nükleer silahları tekeli altına aldı. Hemen hemen dünyanın tüm altınına sahip oldu ve büyük ölçekli üretim ekipmanlarının, tüketim mallarının, dünya çapındaki hizmetlerin ve gıdaların tek üreticisi oldu. Ancak kâğıt para basımının bir sınırı vardı: düzenlemeye göre bir troy/ons altın 35 dolar olarak sabitlenmişti. Bu durum, Başkan Richard Nixon’ın 15 Ağustos 1971 yılında verdiği emre kadar, 25 yıl süresince böyle devam etti. ABD, dünyayı dolandırarak bu uluslararası yasayı tek taraflı ihlal etti. Bunu bıkmadan tekrarlayacağım. Böylece, kendisinin silahlanma harcamalarının ve askeri maceralarının, özellikle de hesaplamalara göre 45 binden fazla genç Amerikalının hayatına mal olan ve 200 milyon dolardan az olmayan Vietnam savaşının maliyetini, dünya ekonomisinin üstüne yıktı.
Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 243 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
edebiyatı cedide |
|
|
|
Yazar dr. hikmet kıvılcımlı
|
|
16 10 2009 |
|
KUSURA BAKMA RESUL ARKADAŞ. BİRAZ GECİKTİM. ÇOK YOĞUNDUM VE KUVAYİ MİLLİYE DERGİSİNDEN MAC ÜZERİNDEN İNDİRMEK ZAMANIMI ALDI. HAM HALİ BURADA. DEVAMINI TIKLA... BÖLÜMLER HALİNDE. DAHA SONRA DÜZENLEYİP BURADAN YAYINLAYACAĞIZ. ŞİMDİLİK SEN BURADAN YARARLANABİLİRSİN. Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 138 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
AHMET SAY: DR. HİKMET KIVILCIMLI'NIN GÜNLÜK ANILARI |
|
|
|
Yazar Ahmet Say (*)
|
|
19 07 2009 |
|
Eser: Günlük Anılar (**) Yazar: Dr. Hikmet Kıvılcımlı "Şimdi üç ölüm cezası ile mahkum bulunuyorum:
1- Prostat Adeno Karsinom başlangıcı. Yetmişinde insan tabii idam hükmüdür. Ona bir diyeceğim yok. Ondan kaçamam.
2- Türkiye’de Sıkı Yönetim Mahkemesi: “Yılanın Başı”, “Azılı Komünist” olarak idam cezasıyla tevkifime karar verdi. Bunu da sosyal ve politik bakımdan “tabii” sayıyorum. Bundan kaçtım.
3- Nerede ve hangisi olduğunu bilmediğim bir “Türkiye Komünist Partisi”, beni bu sıra Parti’ den atmış. Bu moral “idam” kararını artık “tabii” bulamıyorum ve kaçamıyorum.
 1. ve 2. Ölüm cezaları olacağına varır. 3. Ölüm cezasına karşı hiç değilse burjuva mahkemelerindeki kadar savunma hakkımı kullanmazsam, bu savaş dünyasından giderayak, son görevimi yapmamış olurum.” Dili: Türkçe, Temmuz 2008, 1. Baskı, 143 Sayfa, Boyutları: 14.5 cm x 21.5 cm, Kitap Kağıdı, Karton Kapak. (*) Müzik eğitimcisi ve müzik yazarı. Çeşitli ödüller kazanan beş edebiyat eserinin konservatuarlar ile üniversitelerin müzik bölümlerinde temel eser olarak okutulan, müzik kitaplarının yazarı. Say Yayınları’nın sahibi. Ünlü Türk piyanisti ve bestecisi Fazıl Say’ın babası. AHMET SAY SİTESİ İÇİN TIKLAYIN) Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 539 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
İ. ŞAHİN: İLKEL KOMÜN İLE MODERN SOSYALİZMİN BULUŞTUĞU NOKTA; SÜREKLİ DEVRİM VE MARKSİZMİN KRİZİ (2) |
|
|
|
Yazar İsmail Şahin
|
|
22 03 2009 |
Tarihte bütün devrimler sınıflar mücadelesi olarak ele alınsa da esas olarak sınıfsız toplum gelenekli ilkel komün kolektif aksiyonuyla sınıfsal ilişki ve çelişkiler sonucu çürüme içinde olan medeniyetlerin kapışması şeklinde gelişmiştir. Sınıf çelişkilerinin derinleştiği toplumlar, daha üst toplum biçimlerine sıçrayacak zindeliği kendi içlerinden yeterlice bulamadıkları durumlarda bir tıkanıklığa uğrarlar. Bu tıkanma, dışarıdan gelen barbar akınlarıyla; “kılıç darbesi”yle çözülür. Toplumsal gelişme; üretici güçlerin gelişiminin önündeki molozların ve engellerin kaldırılmasıyla, göreceli de olsa sağlanmış olur. Bütün bir tarih, kapitalizm de dahil, ilkel komün gelenek ve genetiğinin barındırdığı dinamizm ile, çürümeye karşı insan kollektif aksiyonunu öne çıkaran, ezilenlerin ezenlere karşı baş kaldırı ve devrimleri tarihidir. Kapitalizme geçiş ve ondan daha ileri sosyalist devrimler dahil hep ilkel komün genetik ve gelenekli insan üretici gücünün kolektif aksiyonuyla oluşmuştur... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 749 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
İSMAİL ŞAHİN: "ULUSAL SORUN" VE TÜRKİYE'NİN "KÜRT MESELESİ" |
|
|
|
Yazar İsmail Şahin
|
|
04 03 2009 |
|
Tarihte “ulusal sorun”, bildik pozitivist yaklaşımların iddia ettiği gibi kapitalizmin ortaya çıkmasıyla var olmamıştır. İlkel komün kan teşkilatlanmasıyla başlayan süreç kapitalizme ulusal bir bütünlük kazandıracak şartları sunmuş, geniş yeniden üretimin imkanlarına temel oluşturmuştur. Kapitalizmden önceki toplum biçimlerinde de, örneğin Yukarı Barbarlık’ta ortak yurt ve yurt edinilen toprağın yurttaşları vatandaş ve dindaş olarak bir birlik temeli oluşturabilmişlerdir. Tarihte ulusçuluğun iki ayrı gelişimini görmekteyiz; biri yurttaş ulusçuluğu, diğeri kandaş yani etnik temele dayanan vatandaş ulusçuluğudur. Yurttaş ulusçuluğu coğrafya üretici gücüne dayanır. Vatan edinilen toprağın üzerinde yaşayan halkların bütününü kapsayan üst kimlik olarak coğrafyayı öne çıkaran yurttaşlar topluluğudur. Diğeri etnik temele dayalı soydaş ulusçuluğudur; kandaş (klan, kan) kollektif aksiyonlu insan üretici gücüne dayanır. Biri kapitalizmin daha gelişkin olduğu, diğeri daha geri olduğu şartlara tekabül eder. Konumuz açısından bizim için önemli olan, daha geri olan ama devrimlere ivme kazandıran kandaş ulusçuluğudur. Modernizmin gelişkin olduğu ülkelerde kapitalizm gelişkin, devrimci durum geridir... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 904 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
DİNE KARŞI DİN |
|
|
|
Yazar Ali Saldıran - aliseriati.com
|
|
02 03 2009 |
|
Geçenlerde bir arkadaşla tartışırken bana “sen İslam’ı idealize ediyorsun, böyle bir İslam yok” dedi. Dedim ki 'var ama piyasada yok'. İşte tam o an aklıma rahmetli Şehid Doktor Ali Şeriati’nin (*) 'dine karşı din' konferansı geldi. O an arkadaşa bir şey diyemedim çünkü haklıydı, çünkü suçlu bizdik, çünkü biz hep yanlış dini anlattık ve sonuçta yanlış din 'doğru din' oldu, doğru din de ‘idealize din’ oldu. Düşündüm ki şöyle inkilabi İslamla muhafazakar İslam arasındaki farkları bir tespit etsem nasıl olur, hadi daha özele inelim: devrimci müslümanın muhafazakar müslümandan farkı nedir? Uzun süren fikri mütalaa ve mülahazalardan sonra aşağıdaki satırları tespit ettim: Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 614 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
İ. ŞAHİN: İLKEL KOMÜN İLE MODERN SOSYALİZMİN BULUŞTUĞU NOKTA; SÜREKLİ DEVRİM VE MARKSİZMİN KRİZİ (1) |
|
|
|
Yazar İsmail Şahin
|
|
26 02 2009 |
|
Konunun derinliğine anlaşılabilmesi için çalışmamızı dizi halinde vermeyi uygun bulduk. Dünyanın içinde bulunduğu küresel-kaotik durum, hem soyut teorik ve hem de somut pratik açıdan adeta bir kıyameti andırıyor. Küresel kapitalizm; ekonomi politik olarak dalga dalga insanlığı ve kendi temellerini sarsarak, derin bir krizde. Savaşlar, açlık, yoksulluk, işsizlik, evsizlik ve ekosistemin tahribatı insanlığı kara bir deliğe doğru sürüklüyor. 'Yeni Dünya Düzeni’yle vadedilen demokrasi ve özgürlük yalanının yarattığı tahribat, kapitalizmi, kendini bile kurtaramayacağı şartlara mahkum ediyor. Küresel krizler, emperyalizmin cançekişmesini tetikleyerek, kapitalizmin varlığını toplu iflaslarla sarsıyor ve dünyayı yıkıma sürüklüyor...
Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 958 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
EMPERYALİZM; GEBEREN KAPİTALİZM |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
|
|
08 12 2008 |
|
Ortalıkta bir “KRİZ” lafı dolaştırılıyor! Konuyla ilgili daha önceki yazımızda da bahsettik, kriz; yüz yılı aşkın bir süredir devam eden emperyalist sistemin ta kendisi dedik. Ancak görüyoruz ve duyuyoruz ki; sanki tıkır tıkır işleyen bir sistem varmış da, şu kahrolası kriz, o güzelim sistemimizi geçici olarak sekteye uğratan arızi ve gelgeç bir belaymış. İnşallah bir an önce kurtuluruz şu kriz belasından mış… Efendim, krize karşı hiçbir önlem alınmamış! Kriz bize öyle bir vurmuş ki perişan olmuşuz! Nerede bu hükümet! Nerede bu devlet! Krizin faturasını biz ödemeyeceğiz! gibi söylem ve eylemler; bulanık suları daha da bulandırmaya, kaosu ve sis perdesini kalınlaştırmaya, kafaları karıştırmaya yarıyor. Meseleyi aydınlatma adına gözümüze tutulan projektörler, kulaklarımızın dibinde patlatılan sansasyonel "bilgi" ve "haber" bombardımanıyla göz gözü görmez bir ortam yaratılıyor. Kör ve sağırlıktan kurtulabilmek için, Alpaslan Işıklı hocanın dediği gibi; “Çok dikkat etmek lazım! Akıl sağlığımızı ve muhakeme yeteneğimizi kaybetmemek gerek…” Amerika’da ellerine Marks’ın posterleri verilen orta sınıf kalabalıklar alanlara sürülüyor… Banka holding sahibi işadamları “Marks haklı mıydı?” diye soruyor… Medya holdinglerinden maaşlı “sunucu”, “tolk-show”cu “şirin çocuk”lara “marksizm yeniden gündeme mi geliyor?” diye sordurtuluyor… “N’oluyoruz? Kıyamet alametleri mi?” diye sorası geliyor insanın… Marks; her ne kadar emperyalist savaşlara gönderme yaptıysa da, tekelleşmelere değindiyse de kapitalizmin ilk evresini bilimsel olarak açıklayan, ekonomi politik olarak ne olup ne olmadığını gözler önüne seren bir bilim adamı. Marks’tan emperyalizm üzerine kehanet beklemek, onu metafizik bir anlayışla değerlendirmek olurdu. Emperyalizm; Kapitalizmin En Yüksek Aşaması adlı kitapçığı ile emperyalizmi enine boyuna açıklayıp ne olup ne olmadığını gösteren Viladimir İliç Ulyanov Lenin’dir. Durum böyleyken, gerek en son “kriz” denilen olayları açıklarken, gerekse de genel olarak dünyamızın bugün içinde olduğu süreci değerlendirirken Lenin’i görmezlikten gelmek ve yok saymak neden? “Efendim evet dahiyane bir emperyalizm analizi. Ancak100 yıl önce yazıp çizmiş!” Peki Marks ne zaman yazıp çizmiş de onu gündeme getirebiliyorsunuz? Ha zaten birçok “solcu”muzun da dediği gibi “Marksizm; daha çok teorik, pozitivist ve hümanist bir FELSEFE!” olarak mı değerlendiriliyor? Yani, Marks, “Tanrı korusun!” proletarya diktatörlüğü gibi “tehlikeli” bir işi yaşama geçirmediği için mi bazı kesimler tarafından kolaylıkla dile getirilebiliyor? Lenin gibi, Mustafa Kemal gibi geçen yüzyılın “diktatör” denilen liderleri emperyalizmin “küresel piyasası”nda para etmiyor mu? Yani artık “demokrasi zamanı” mı? Peki ya o finans-kapitalistler ve yerli-yabancı uşakları “küresel demokrasi” maskesiyle insanlığı küresel faşizme mahkum etmek için her türlü düzenbazlığı çeviriyorsa… Gazi Mustafa Kemal’i dinleyelim: “Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları, milletler arası sermayenin, efendilerine büyük çıkarlar sağlamak, kendilerini yıkmak ve köle durumuna getirmek istediğini anladığı ve emperyalist sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir." 22 Ekim 1922 “Hükümet merkezi, düşmanların şiddetli çemberi içindeydi. Siyasal ve askeri bir çember vardı. İşte böyle bir çember içinde yurdu savunacak, halkın ve devletin bağımsızlığını koruyacak (silahlı) kuvvetlere (onlar) emrediyorlardı. Bu biçimde yapılan emirlerle, devlet ve halkın araçları temel görevlerini yapamıyorlardı. Yapamazlardı da. Bu araçları savunmanın birincisi olan ordu da, ordu adını korumakla birlikte, elbette temel görevini yerine getirmekten yoksundu. İşte bunun içindir ki, yurdu savunmaktan ve korumaktan ibaret olan temel görevi yerine getirmek, doğrudan doğruya halkın kendisine kalıyordu... İşte buna KUVÂ-Yİ MİLLİYE diyoruz...” TBMM Gizli Celse Zabıtları, Cilt 1. s.6 “Lenin de Mustafa Kemal de geçen yüzyılın başından sesleniyorlar, artık her şey değişti!” diye itiraz mı var? Peki daha birkaç on yıl önce yazılmış, geçen yıl Sosyal İnsan Yayınları tarafından basılıp yayınlanan EMPERYALİZM; GEBEREN KAPİTALİZM adlı kitapçık ile Lenin’in bıraktığı yerden başlayıp günümüze kadar emperyalizmin ne olup ne olmadığını gözler önüne seren Dr. Hikmet Kıvılcımlı bakın ne diyor: "Emperyalizm çağında kapitalin merkezileşmesi, dünyayı bir tek pazar haline sokar. Bu pazar üzerinde ekonomi gibi, politika da merkezileşir. Eskiden bir memleket politikasında bütün bir kapitalist sınıfı hakim iken, şimdi nasıl o sınıf namına bir avuç finans kapitalist hakim olmuşsa; tıpkı öylece, dünya politikasında da, serbest kapitalizm zamanında büyük küçük bir çok bağımsız devletler varken, emperyalizm zamanında artık düveli muazzama denilen birkaç büyük devletin astığı astık kestiği kestik olur. En küçük devlet ve milletler gittikçe, en büyük kapitalleri tekellerinde tutan büyük devletlere dama taşı hizmetini görerek teb'alaşırlar." Konuyu EKONOMİK VE SOSYAL KURTULUŞ SAVAŞIMIZIN TEORİK VE PRATİK SORUNLARI (1) başlıklı yazımızda da incelemiştik: [Kapitalizm; 13. ve 14. yy.lardan itibaren, toplumların ekonomik yapılarında derinlemesine ve genişlemesine egemenleşirken kendi politika, din (laiklik), kültür, sanat, edebiyat, estetik yapı ve anlayışlarını da filizlendirip geliştirdi. 15. ve 16. yy.larda Rönesans ve Reform ile filizlenen, “Aydınlanma Dönemi” ile gelişip 17 ve 18. yy.larda Ulusal Burjuva Demokratik Devrimlerle kurumlaşarak yaygınlaşan sanayi toplumları; aristokrasinin, derebeyliğin, para ve toprak rantiyelerinin ve Ortaçağ karanlığının Asker-Banker-Yunkerlerinin karşısında yeni, genç ve devrimcidir. Sanayici ve serbest rekabetçi işveren, başlangıçta, zengin bir parababası değildir. O, geniş yeniden üretim yapabilecek yeni teknikleri elinde bulunduran bir girişkendir. Sanayici işveren, derebeyliğin son dönemlerindeki kriz ve kaos ortamında, politik öncülüğü ele geçirmezden önce (tıpkı Antik Roma ve Yunan Demokrasilerinin oluşmasında baş rol oynayan tüccarlar gibi) ekonomik olarak toplumdaki diğer alt sınıfların “umudu” oldu. Sanayici işverenlerin, tüm toplum kesimlerini, öncelikle ekonomik ve sosyal olarak kendi zafer arabasının arkasına takabilmesi; o zamana kadar görülmedik teknik ve insan üretici güçleriyle sanayi üretimini verimlilik ve kâr temelinde yükseltmesi ile gerçekleşti. Her ülkenin sanayici işverenleri öncülüğüyle gerçekleştirilen bu sanayi devrimlerine, Ulusal ya da Milli Demokratik Burjuva Devrimleri de denir. Sanayici işverenin, toplumdaki POLİTİK öncülüğü ele geçirmesi; aşağıdaki 4 EKONOMİK VE SOSYAL dayanağı kotarabilmesiyle olmuştur: 1- Üzerinde fabrikasını kurduğu arazinin sahibine ödediği sürekli ve yüksek KİRA, 2- Bankerden alıp ilk sermaye yaptığı paraya karşılık bankere ödediği güvenli ve yüksek FAİZ, 3- “Seyahat özgürlüğü”, “eşit yurttaş ve insan hakları”, daha iyi bir yaşam vs. vaadiyle köyünden getirttiği işçi yığınlarına ÜCRET, 4- Kendisi için KÂR. Sanayici işveren, bu dört temel görevi gerçekleştirmekle kalmaz. Bir taraftan, toplumda her ağzını açanın ağzına iyi-kötü bir lokma veya umut verirken kendi kültürünü, edebiyatını ve sanatını da egemen kılar, diğer yandan, başka işverenlerle de kıyasıya rekabet etmek, yeni teknik ve insan üretici güçlerini harekete geçirmek, ulusal sanayii geliştirmek zorundadır. Nerede o ilk sanayici işverenler, nerede şimdiki müteahhit ve rantiyeler? 19. yy’dan 20. yy’a... Kapitalizmden emperyalizme; devrimcilikten karşıdevrimciliğe: Sanayici-Devrimci burjuvalar artık rantiye- karşıdevrimci-tekelci finans-kapitalist olurlar RANTİYE FİNANS-KAPİTALİZM Kapitalizm, daha doğarken, işçi sınıfını da doğurmuştu. Serbest rekabetçi ve sanayici işverenler, 17. ve 18. yy.larda iktidara yürürken arkasına taktığı işçi sınıfına ve tüm halka “iş, ekmek, özgürlük, eşitlik ve adalet” vadetmişti. İktidara gelen bu yeni sınıf, karşısında işçi sınıfını bulunca; daha yeni iktidardan indirdiği, geçmiş toplumun egemen sınıflarıyla ekonomik-politik ittifaklar kurdu. 19. yy.ın ikinci yarısından itibaren de Avrupa’dan başlayarak emperyalizm çağına geçildi. Ulusal sanayici işverenlerin tekelleşmiş en kodaman zümreleriyle bankerlerin, emlak ve arazi sahiplerinin en irileri, banka-holding “evliliği” ile finans-kapital olarak sentezleştiler. Kilise çanları ve haham ayinleri, artık, “her yol mübah” diyen bu yeni efendilerin çıkarları için “fon müziği” gibi kullanıldı. Bu sentez ulusal/kıtasal sınırları da aşarak uluslarüstü/küresel şirket ve holdinglerin mâli-hisse senetli bütünleşmesi temeline oturdu. Daha sonra doğu ve güneydeki egemenlerin batılı tekelcilerle finans-kapitalistleşmesi gerçekleşti. Bu kez ezan sesleri, önce irticai sonra ‘ılımlı’ sıfatlarla kullanıldı. Ekonomik olarak sanayiciliğin ve sanayi sermayesinin yerini bankacılık, para rantı ve sermaye piyasası aldı. 17. ve 18. yy’ın devrimci ve atılımcı işverenleri, 19. ve 20 yy.larda, ortaçağ kalıntılarıyla bütünleşip, gericileşti, para ve emlak rantıyla beslenen uluslarüstü tefecilere dönüştü…] Şimdi ustaları konuşturalım. İşte önce Kıvılcımlı Usta’nın Emperyalizm; Geberen Kapitalizm eseri... Önümüzdeki günlerde Lenin Usta’nın Emperyalizm; Kapitalizmin En Yüksek Aşaması eserini de yayınlayacağız. Biraz zamanınızı alacak ama gerçekten okumaya değer. Her şeyden önce kendimiz, çocuklarımız, yakınlarımız, halkımız ve insanlık için… Nezih Gençler - Genel Yayın Yönetmeni Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 1560 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
ALİ TARTANOĞLU: "SOL ELİM, ZAVALLI ELİM!.." CHP PROGRAMI ÜZERİNE... |
|
|
|
Yazar Ali Tartanoğlu
|
|
19 11 2008 |
|
’Liberal sağ’ diye ortaya çıkanların hiç birinin ‘liberal’ olmadıkları bellidir. Aslına bakarsanız Türkiye’de liberal demokrasiyi kurmaya ‘mevzuat müsait değil’dir. Çünkü Anayasa ve yasalar örnekleri batıda görülen çoğulcu demokrasiye izin vermemektedir. Türkiye’de bugüne dek hiç ‘liberal sağ’ parti olmadı ki bundan sonra olsun!.. Kendilerine cömertçe ‘liberal’ adını takanlar, ‘liberal demokrasi’ yanlısı değiller ki böyle bir kavgaya girsinler… Aynı biçimde, ‘sosyal demokrat’ nitelikli parti kurulmasına da mevzuat müsait değildir. Olmadığı için örnekleri Batı’da görülen bir ‘sosyal demokrat parti’ kurmaya olanak bulunmaz. Gerçi, Türkiye’de sosyal demokrat görüşlü insanlar vardır; vardır ama bunların kuracakları parti sosyal demokrat partilerin Batı’daki örneklerine hiç benzemeyecektir. Batı’daki sosyal demokrat partiler işçi sendikaları ile beraber ve bu sendikalarla özdeş örgütsel yapılara sahiptirler. Bizde ise bu tür örgütlenmelere ‘mevzuat izin vermemektedir.’ … O zaman … liberal olmayan ve hiçbir zaman olmayacak sağ partilerle, sosyal demokrat olmalarına izin vermeyecek sol partiler arasında bir çeşit geçici ve yapay denge oluşması sağlanacaktır. Böyle bir dengenin toplumun bütün kesimleri için uzlaşma ortamı yaratması olası değildir. Değildir, çünkü liberal olmayan sağ ile, sosyal demokrat olmayan sol, toplumsal birikimleri derinlemesine kucaklayamaz. Kucaklayamayacakları gibi, bir süre sonra liberal olmayan sağ partileri dinsel sağ, sosyal demokrat olmayan, olamayan sosyal demokrat partileri de sosyalist sol etkileyecektir. … sağ partiler liberal olamadıkları için Batı’daki liberal partilerin işlev ve katkıları da sosyal demokrat partilere düşecektir. (Uğur Mumcu, Cumhuriyet, 8 Mayıs 1983). SUNUŞ Cumhuriyet Halk Partisi Program ve Tüzük Kurultayı'na hazırlanıyor... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 608 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
NEOLİBERALİZMİN İFLASI VEYA EMEKÇİLERİN KAPİTALİZM İLE İMTİHANI ÜZERİNE |
|
|
|
Yazar Yüksel Akkaya
|
|
12 10 2008 |
|
Tarih tekerrür eder mi? Etmediği yönünde güçlü bir söylem var. Ancak, liberalizmin dorukta olduğu 1929 bunalımı öncesi ile sonrası karşılaştırıldığında, tarihin bir kez daha tekerrür etmek üzere olduğu pekala ileri sürülebilir: Neoliberalizm ciddi bir iflas ile karşı karşıyadır. Evet, bir kez daha bir kriz ile… Kuşkusuz, yaklaşık seksen yıllık aradaki fark ile. Kapitalist düzen şimdi daha iletken, bağımlı, ancak bir o kadar da kırılgan hale gelmiştir; kapitalizmi tahkim eden önemli kurumlar oluşturulmuş, bölgesel birlikler kurulmuştur, iyi-kötü bir düş olan Avrupa Birliği ete-kemiğe büründürülmüştür. Üstelik, kapitalist sistemi tehdit eden alternatif bir düzen, sosyalist düzen de yoktur 1929 krizi öncesinde olduğu gibi. Öyle olduğu için de sosyal politika adına ne varsa teker teker ya yok edilmiş ya da etkisizleştirilmiştir... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 549 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
NEDEN KIVILCIMLI? |
|
|
|
Yazar Uğuray Aydos - Çağdaş Balcı
|
|
07 10 2008 |
 DR HİKMET KIVILCIMLI 1902 YILINDA DOĞDU 11 EKİM 1971'DE ÖLDÜ 106. KIVILCIMLI YIL HEPİMİZE KUTLU OLSUN 
'SEN'din; gönlüme damla damla akan ey 'MUM'! Damlayan gözyaşındı, gözünden değil gönlünden gönlüme. Ey 'MUM'! Hazin hazin erirken, bana sorduğun soruydu. Ben Neyim? 'Sen' değil, 'ben' neyim? 'Sen'; 'MUM'dun.. Kendini benim için yakarak, eriyip yok oluşunu sandığım o günün ardından. Nazlı nazlı parlayan 'MUM'. SENDİN Sendin Hakikat varlığın deryasında bir haykırış baharı birlikte getiren zemheri yaşamın umudun arkasındaki yanan mum çöl gecelerinin gizeminde Sendin Özgürlüğe susamış kelepçeli eller bir ilhamın ardından gelen itiraf umutsuzluğun gerdeğinde lanet çağın peçesini yırtan Sendin Sevgiliden ayıran yollara baş koya koya bir ömrü öylece tüketen karanlık kahpe gecelerin düşmanı Sendin Tertemiz buse ile hayata ölüme kırgın ve kızgın benim feryadıma inat söylediğin yaşam türküsü Senindi Gelişi ilkbaharın sabahın şafağında ölümle pençeleşip yaşam sabahında ölüm arzusu! Muhammed CAN Yukardaki şiir ve mum resmi www.aliseriati.com sitesinden alınmıştır. (Vatan Postası) "BUNALIM PATLIYOR" yazısını okumak için tıklayın ***** Marx'ın ünlü manifestosunun birinci bölümünde yer alan "Şimdiye kadarki tüm toplumların tarihi, sınıf savaşımları tarihidir." şeklindeki ilk cümle bilinmedik bir söz değildir. Gerçekten de tarihsel maddeciliğin kurucuları ve teorisyenleri yaklaşık yüz elli yıldır toplum biçimlerinin değişimlerinin nedenlerini, değişime öncülük eden sosyal sınıfları bilinebilirci bir felsefe doğrultusunda açıklamaya çalışmışlar, alt-yapı üst-yapı, üretim tarzı, üretim ilişkileri, üretici güçler, artı-değer, değişim, değer gibi kavramları kullanmışlar ve nihayet tarihin gidiş kanunlarını bulmak amacıyla ekonomik formları soyutlamışlardır. Gerçekten de dinamosunun sınıf savaşları olduğu tarihin kendisi nedir? Bilim, disiplin, teori, hiçlik? Marx, "Biz," der, "Yalnızca bir tek bilim tanıyoruz, o da tarih bilimidir. Tarih iki yönden incelenebilir. Tarihi doğa tarihi ve insanların tarihi diye ikiye ayırabiliriz. (…) Doğa tarihi, yani doğa bilimi ile belirtilen şey, burada bizi ilgilendirmez; buna karşılık insanların tarihi ile ayrıntılı bir biçimde uğraşmamız gerekecek: gerçekte hemen hemen her ideoloji ya bu tarihe değin yanlış bir anlayışa indirgenir ya da bu anlayışı büsbütün bir yana bırakmak gibi bir tutuma varır. İdeolojinin kendisi de zaten tarihin görünümlerinden biridir ancak."1 Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 913 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
GELECEĞİNİ BİLMEK |
|
|
|
Yazar Anonim
|
|
26 09 2008 |
|
Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker en iyi arkadaşının az ileride, kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye siperden çıkaramayacağı gibi bir ateş altındaydılar... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 668 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
ŞEF SEATTLE'IN MEKTUBA ÇEVRİLEN KONUŞMASI |
|
|
|
Yazar İleten: Şemsettin Orhan
|
|
07 09 2008 |
|
1854 yılında ABD Başkanı Amerika’ya gelen beyaz göçmenlere toprak bulmak amacıyla bir mektup yazarak Kızılderililerden toprak istemiştir. Başkan isteğinin kabul edilmesi durumunda, kendilerine rahatça yaşabilecekleri bir bölgenin ayrılacağını belirtmiştir. O zamana dek topraklarının büyük bölümüne beyazlar tarafından zorla el konulmuş olan Kızılderili Reisi Seattle bir konuşmasında, ABD Başkanı'nın bu mektubuna yanıt vermiştir. Sonradan bu yanıt yazıya dökülerek mektup olarak ABD Başkanına da gönderilmiştir. Seattle’ın mektup haline getirilen bu konuşma metninin aslı ABD’de Seattle Squamish Müzesi’nde korunmaktadır. "Beyaz adamların şehirlerinde sakin yer yoktur. Baharda yaprakların açılışını ya da böceklerin kanat hışırtılarını duyacak yer yoktur. Ama bu belki de benim vahşi olmamdan ve anlamadığımdandır. Takırtı sadece. Kulaklara bir tahrik gibi. Hayatın anlamı nedir? Bir kızılderiliyim ve anlamam. Kızılderili, su birikintisi üzerine vuran rüzgarın yumuşak sesini ve yağmurun temizliği ya da çamın koku verdiği rüzgarın kokusunu yeğler." ŞEF SEATTLE'IN MEKTUBU Yüzyıllardır halkımın üzerine merhamet gözyaşları döken şu sonsuz gökyüzü bir gün değişebilir. Bugün açık gözüken gökyüzü yarın bulutlarla kaplanabilir. Sözlerim, asla yer değiştirmeyen yıldızlar gibidir... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 726 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
JAMES PETRAS: EMPERYALİZM, KÜRESELLEŞME VE LATİNAMERİKA ÜZERİNE |
|
|
|
Yazar James Petras / Söyleşi - Hakan Tanıttıran (Refleks) - sendika.org
|
|
21 07 2008 |
|
Türkiye'de olduğunuz bu günlerde Ortadoğu emperyalist açık işgal nedeniyle yeni politik durumlara gebe. Irak'ın durumu hem Türkiye hem de diğer bölge devletleri açısından önemli sonuçlar yaratacak gibi gözüküyor. ABD Irak'ta ve genel olarak tüm dünyada nasıl bir strateji izliyor? Emperyalist yayılma, hemen hemen her yerde, başlangıçta zor yoluyla gerçekleşir. Emperyal zorunluluk, işbirlikçi egemen sınıfın sınıf karşıtlarını yok etmek için ulusal bir direnişi zapt etmektir. Zor daha sonra, politik eliti oluşturan egemen sınıftan yönetici aileleri, politik işbirlikçileri, mali grupları vs. savunmak ve dayatmak için kullanılır. Zor, imparatorluğa ekonomik olarak bağlı grupların savunucuları olacak olan askeri ve paramiliter oluşumları, polis ve yargı memurlarını savunmak için kullanılır... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 659 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
MARX'TAN MORALES'E: YERLİ SOSYALİZMİ VE MARKSİZM'İN LATİNAMERİKALILAŞTIRILMASI |
|
|
|
Yazar John Riddell
|
|
16 07 2008 |
... Perulu Marksist ve yerli lideri Hugo Blanco tarafından anlatılan bir hikâye... Topluluğunun üyelerinden biri, Cuzco yakınındaki bir Quechua köyüne doğru, birkaç İsveçli turiste rehberlik ediyormuş. Yerli topluluğunun kolektivist ruhundan etkilenen bir turist, “bu komünizm gibi bir şey” demiş. “Hayır” diye yanıtlamış rehber, “Komünizm bunun gibi bir şey”...
Geçtiğimiz on yıl boyunca, Latin Amerika’daki yeni bir kitlesel mücadele dalgası, bu kıtanın devrimcileriyle emperyalist ülkelerdekiler arasında bir yüzleşmeye ön ayak olmuştur. Bu mücadelelerin birçoğunda, Evo Morales başkanlığındaki Bolivya’daki gibi, yerli halklar başı çekmekteler. Latin Amerikalı devrimciler, Marksizm’i eylemin yanı sıra teori alanında da zenginleştiriyorlar. Bu makale, düşüncelerinin bağlandığı yolları işaret eden ve Marksist felsefenin önemli ancak az bilinen yönlerine dikkat çeken giriş niteliğinde bazı yorumlar sunuyor... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 707 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
HİZBULLAH'IN ULUSLARARASI SÖZCÜSÜ ALİ FAYYAD İLE SÖYLEŞİ |
|
|
|
Yazar sendika.org
|
|
11 05 2008 |
|
6. Kahire Konferansı’na katılmak üzere Mısır’a giden Çiğdem Çidamlı ve Metin Yeğin, Lübnanlı direniş örgütü Hizbullah’ın düşünce kuruluşu Çalışma ve Belgeleme Danışmanlık Merkezi Başkanı Ali FAYYAD ile bir söyleşi yaptılar Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 612 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
TARİHİ SÜREÇ VE MİSYON |
|
|
|
Yazar Uğuray AYDOS - Çağdaş BALCI
|
|
17 04 2008 |
|
BİR DİRENİŞ VE MÜCADELE TARİHİ IŞIĞINDA İKTİDAR PERSPEKTİFİ: TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI İKTİDARI "NASIL" ALACAK? Zıtlık ve zıtların çatışması, şeylerin bilinebilirliğini ve birbirlerine bağlılığını yadsımadan, yaşamın her anında gerek doğa bilimlerinde gerekse de sosyal bilimlerde duyumsanan bir olgudur. İnsan bedeninin en küçük yapıtaşı olan hücrenin dengesinin dahi birbirine zıt yüklü pozitif ve negatif iyonlardan oluşması, toplumların gidiş kanununun birbirine zıt üretim ilişkilerine sahip "komün-bezirgânlık-kapitalizm-sosyalizm" aşamalarından meydana gelmesi, uzayda dünyanın zıt yönlü çekim kuvvetleri sayesinde dengesini sürdürebilmesi, içsel çelişkileriyle birlikte niceliksel öğelerin niteliksel değişimlere uğraması modern diyalektik görüşün belli başlı kuramlarına örnek olarak gösterilebilir. Ancak bahsedilen çatışmanın içeriği salt sayısal veya oransal çoklukların sebep olduğu karşıtlıklar olmakla kalmayıp, olumsuzlamanın da olumsuzlandığı bir süreç doğurur. Sözgelimi insan bedeni, erkeğin spermi (tez) ile onun karşıtı kadın yumurtasının (antitez) kaynaşmasıyla oluşan zigotun (sentez) çoğalmasıyla meydana gelir. Zigot, olduğu haliyle, sperm ve yumurtadan başka bir şey olması dolayısıyla onları olumsuzlar, yadsır. Ancak zigot, doğumdan sonra gelişip önceden olumsuzladığı şeyi -sperm veya yumurta- üretmeye başlar. Dolayısıyla zigot halini yadsımış olur. İnkârın inkârı denilen bu olay da her çatışmanın içsel çelişkisini geçmiş ve gelecek olaylar bağlamında ele aldığı için diyalektik düşüncenin temellerindendir. Diyalektik tüm bu temeli maddi üretimden kaynaklanan yargılarıyla, Hegel'den sonra Feuerbachçı materyalizm ile buluşmuş ve Marks-Engels tarafından "diyalektik materyalizm" adıyla sistemleştirilmiştir. Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 863 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
BEKİR ATASEL KARDEŞİMİZ VE KANSER REJİMİNE KARŞI KARDEŞLİK - YOLDAŞLIK |
|
|
|
Yazar Semih Aydın - Bursa
|
|
12 04 2008 |
|
VARLIĞIN DEĞİŞMEZ KANUNU ve ÖLÜM İLE YAŞAMIN BİRLİKTELİĞİ İnsan varlığı beden ve ruh olarak bütündür. Bu bütünlük içinde, birkaç on yıla sığan zamanın ve uzay denilen mekanın sınırlarında yaşam ve ölüm olguları, varlığın değişmez kanunudur. Bunu değiştirmeye gücümüz yetmez. Nasıl geldiysek öylece gideceğiz. Bunda varlığımızı korkudan dehşete düşürecek bir şey olamaz. En aşağının suyunu içen milyarlarca insan gibi, en dokunulmaz despotlar için de bu gerçeklik değişmedi ve değişmeyecektir. Yaşam ve ölüm, tıpkı iki yakın arkadaş gibi kol kola gidecektir. Beden ve ruh bütünlüğümüz için yaşamı alkışlayıp ölümü sansür etmemizin hiçbir yararı olamaz. Bu, varlığımızı boş yere tüketmekten öteye geçemez. Eskiler: “Dünyaya gelmek hüner değil” demiş. Gelmek hüner değilse, kalmak ve gitmek elbet hünerdir. Dünyaya nasıl geldiğimiz elimizde olmayabilir. Ama nasıl kaldığımız ve gittiğimiz elimizde olabilir. Varlığımız için yaşamın anlamı ve amacı olabilir. Bu hünerdir. Sosyal varlık olarak insan emeği ve ekmeği ile büyüyorsak, doğrusu bunun hakkını vermemiz de gerekir. İnsan varlığı olarak çağımızdaki birinci görevimiz, yaşama savaşını basit bir araç halinden çıkarıp, sosyal hayvanlığa karşı insanlaşma kavgasına yöneltme zorunluluğudur. Yaşamı böylesine anlamlı bir amacın yörüngesine sokmak gerekir. Yaşam ile ölüm kol kola giderken, basit bir organizma olarak var olmaktansa, sosyalizm bilimini ve savaşını damarlarımıza sindirmek yalnızca seçeneğimiz değil, zorunluluğumuz olmalıdır. Bilim arkadaşlığı, bu savaşın en güçlü silahıdır. Biz bu satırlar için söz aldıkça, bilim arkadaşlığı adına sesimizi yükseltmekten hiçbir zaman kendimizi alamayacağız… Yorumlar (2) / Görüntüleme sayısı: 904 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
SİYASET MİLYONLARIN OLDUĞU YERDE BAŞLAR |
|
|
|
Yazar Haluk Yurtsever
|
|
02 04 2008 |
|
"Türkiye, bütün sınıf ve siyaset güçlerinin sınandığı bir dönemden geçiyor. Sermayenin daha yoğun sömürü ve yeniden genişletilmiş üretim mekanizmalarıyla ileri derecede yoğunlaşıp merkezileşmesi; küresel sermaye egemenliğinin tam ve kesin biçimler kazanması; devletin “kamu hizmeti” işlevi budanır, kamu varlıkları haraç mezat elden çıkarılırken baskıcı temel işlevler ekseninde yeniden örgütlenmesi; Kürt hareketinin içeriden ve dışarıdan ABD, AB ve liberal-sivil toplumcu akım tarafından kuşatılması; sol ve sosyalist hareketin sağlı sollu liberal/ulusalcı çevirmelerle etkisizleştirilmesi; emperyalist-kapitalist sistemle daha tam bütünleşmek, paylaşım sofrasından kırıntılar kapmak, emperyalist hiyerarşide yükselmek üzere AB üyeliği ve ABD taşeronluğunun ikisine birden talip olunması 12 Eylül’den bu yana yaşadığımız sürecin belli başlı çizgileridir." Lenin; “Siyaset milyonlarca erkek ve kadının olduğu yerde başlar, binlerin değil milyonların bulunduğu yer, ciddi siyasetin başladığı yerdir” diyor. Rus devriminin açıkça doğruladığı Marksist dersin, “siyaset güçlerini on milyonlarla hesaplamak gerektiği” olduğunu yazıyor ve ekliyor: “Daha azı siyasette hesaba katılmaz, siyaset bundan daha az önemdeki büyüklükleri ıskartaya çıkarır.”... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 782 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
PARTİ + GRUPLAR + HALK BÜTÜNLEŞMESİ |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı - Vatan Postası
|
|
25 03 2008 |
|
Yaklaşık 40 yıl önce yazılmış bu değerlendirmeyi; anlam bütünlüğünü bozmadan bazı güncelleştirmeler, değişiklikler ve yazım hatası düzeltmeleri yaparak yayınlıyoruz. (Vatan Postası) "Kimin kime gideceği" derebeği artığı küçükburjuva ölçüleriyle soysuzlaştırılmamalı. Tersleşmeyelim, teresleşmeyelim. Elbet "efendi" deyimine sosyalizmde bir karşılık aranırsa; efendi; yığındır. Parti yığınların ve örgütlerinin "ayağına giderse" şeref ve anlam kazanır. Bütün yığın örgütlerinin "partileşmesi" hem olanaksız, hem gereksizdir. Halk yedi bin yıl zorbalıktan yanıktır. Halkın sevgisi ve ilgisi ne aldatmacayla, ne zorbalıkla olmaz; halkın dişine vurması yolunda iknâyla (güvençli inançla) olur... Bütün "sosyal" ülkücüler, kendi açılarından olayları işleyip, değerlendirerek, karşılıklı saygı ve eleştiri yönünde buluşabilirler. Öyle bir toleranslı buluşma yurt ve ulus yararına olur. Çünkü, finans-kapital kalesi önünde milleti çil yavrusu gibi dağınıklıktan ancak böyle bir davranış ve düşünüş kurtarabilir. "Milli Birlik"; Tekelci ve vurguncu sermaye metodu ile, yâni zorbaca, polis zılgıtı ile yapma bir gösteri gibi kalacağına; halkın sevgisi, ilgisi, katılışı sağlanarak gerçekleştirilmiş olur... Parti dışı devrimci güçler, şu darmadağınık Ortaçağ artığı topraklar ve insanlar ortasında bulunduklarını unutamazlar. Karşılarında finans-kapital'in inhisarcı - imtiyazlı (tekelci-ayrıcalıklı) sömürü ve ezi cephesi en son sistem çelik zırhlarla silâhlıdır. Ona karşı devrimci güçler; çırılçıplak, tek başına bırakılmış halkın eşit-tekelsiz-sınırsız özlemlerini ve girişimlerini birleştirici-derleyip toplayıcı "câmiler" olmalıdır. Bugünkü ve epey uzak görünen yarınki ufuklarda TİP'in, millet çoğunluğunu derleyip toparlayabileceğini gösterecek izlere pek rastlanmıyor. Görünen köy bu; kılavuz istemiyor. Finans-kapitalin dişlerine tırnaklarına dek örgütlediği tefeci-bezirgân partileri her şeye egemen olmakta direniyorlar. Finans dayanaklı bezirgân partiler, milletimizin beynini yüz yıllar boyudur, bin bir dereden getirdikleri en kirli sularla yıkıyor, karantinada tutabiliyorlar. Halkın ekonomik - sosyal yaşantısını, Bâbil çağı düzeyinde bırakıyorlar. Millet, zımparalanmış cam kapaklı melez kapitalizm şişesi içinde, o şişenin bulanık rengi ardından sinekli dünyasını gördüğüne inanıyor... Yanlışlardan korkmayalım! Yanlışların üzerlerine yürüyelim! Bütün gerçek devrimci ustaların her zaman kendi kendilerine yaptıkları davranış ve başkalarına verdikleri öğüt budur. İnsan ruhunda bütün yaratıcı davranışlar, diyalektik oluşumla, denilebilir ki yanılgıların yayı ile işler. Bunu her serinkanlı insan gibi, her prensipli örgüt de her günkü pratiğinde sık sık denemeleriyle öğrenir... Moral inandırmanın yolu, davranışta yürekten el ve işbirliği, prensiplere uygun karşılıklı eleştiri, otokritik, toleranslı ve arkadaşça fikir tartışması; devrimci cephe müttefikleri ve dostları arasında, zorbalığa kaçmayan telkin ve ikna yoludur. Yoksa ultimatom yorumunu taşıyan, hotzotçu pozlara kaçan, hiç bir objektif ve somut pratikle bağdaşmayan düşünce ve davranışlar, yalnız cepheyi finans-kapitalin özlediği dağınıklığa, paniğe uğratır. Böylelikle... Yığınlardan kopuşmuşluk azalır. Heterojen elemanlara doğru sosyalizm bilimi kardeş alçakgönüllülüğü ile duyurulur. ‘Sol’un; milletçe, en ilgisiz işçi ve köylülerce dinlenilen, anlaşılan, gitgide benimsenilen forumu yaratılır. Bugünkü gibi finans-kapitalin en azgın ölüm dirim kararı ile işsizlik ve pahalılık savaşına kalktığı keskin bunalım günlerinde yad kalmaktan, yabancılaşmaktan kurtulunur... ******* Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 1220 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
DR. HİKMET KIVILCIMLI'NIN EYÜP SULTAN KONUŞMASI |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
|
|
24 01 2008 |
|
15 Ekim 1957 Salı günü saat 13:00 - 17:00 arasında Eyüp Meydanı'nda Vatan Partisi’nin düzenlediği seçim mitinginde, parti genel başkanı Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın halka hitaben yaptığı konuşmayı; üretici köylü vatandaşa "ananı da al git" diyebilen, "Türkiye'yi pazarlıyorum" diyerek övünen, kendisinin, yakınlarının, akrabalarının, çevresindekilerin en ufak bir denetim olasılığına bile tahammül edemeyen, bırakın denetimi, gözetim ve eleştirilmeye bile en ufak bir tolerans gösteremeyen, ABD'ye adamlarını gönderip kendisi için "onu süpürmeyin" dedirtebilen, cumhuriyet kazanımlarımızı ve ekonomik-demokratik haklarımızı, sosyal güvenlik haklarımızı, tüm ulusal kazanım ve değerlerimizi uluslarüstü sermaye ve onların yerli ortaklarına peşkeş çeken, orduyu, müslüman Ortadoğu halklarına karşı emperyalizmin jandarmalığına gönüllü yazdırmaya çalışan, ülkeyi Ortaçağ karanlığına iten, toplumu türban-darbe açmazına kilitlemek için elinden geleni yapan ve böylece ekonomik çöküşü ve krizleri, emperyalist güç merkezleri ile ekonomik, politik ve askeri işbirliğini halktan gizleyebileceğini sanan "müslüman" Başbakan'a kaygıyla, işi bitince bir tuvalet kağıdı gibi atılan İran Şahı "müslüman" Rıza Pehlevi'ye, kullanım değeri tükenince Aramco holdingin tetikçileri tarafından yok edilmesi uygun bulunan emperyalizmin "sahi"cibaşı "müslüman" Enver Sedat'a, gene perde arkasından aynı emperyalist güç merkezleri tarafından ortadan kaldırılmalarına en azından seyirci kalınan ya da yok edilen "müslüman" Adnan Menderes'e ve "müslüman" Turgut Özal'a rahmetle, ve de çoğu müslüman, işsizlik ve yoksulluk cehenneminde yakılan halkımıza saygıyla sunuyoruz. (V.P.) ------------------ Muhterem Vatandaşlarım! Sevgili İşçi Kardeşlerim! Bugün, Müslüman İstanbul’umuzun, İstanbul’dan önce Müslüman olan Eyüp bölgesinde Vatan Partisi’nin sesini duyurmaya geldik... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 1212 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
ÖRSAN ŞENALP: SUDA ÖZELLEŞTİRME SALDIRISI BAŞLAMADAN PÜSKÜRTÜLMELİ |
|
|
|
Yazar Örsan Şenalp
|
|
26 12 2007 |
|
Latin Amerika’dan, Afrika ve Asya’ya tam bir başarısızlık öyküsü olan ve neoliberalizmin yüzkarası haline gelen suda özelleştirme uygulaması, ulustöesi sermayenin ‘onur’ savaşı verdiği bir cepheye dönüştü. Gözünü işçi, işsiz, köylü, çiftçi, küçük esnaf ve memur kitlelerinin içtiği suya diken tekelci sermaye çeşitli alternatifler geliştirerek su hakkına sahip çıkan milyarlarca insana karşı mücadele veriyor... ARAMIZA HOŞGELDİN, ESKİDEN BERİ DOSTUMUZ ÖRSAN KARDEŞ! (Vatan Postası Çalışanları) Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 1339 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
(ULUSALCILIK,) DEVLETÇİLİK (KAPİTALİZM FİDELİĞİ) VE BİR KÜÇÜK-BURJUVA KURUNTU FİKRİ YÖN TEZİ ÜZERİNE |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
|
|
06 09 2007 |
Günümüzde de topluma abanmaya kalkan Kadroculuk ve Yöncülük'ün "devletçilik", "batılılaşma", "çağdaşlaşma", "kalkınma", "sosyal adalet" zırvaları...Emperyalizme ve kapitalizme karşı çıkmadan "tam bağımsızlık"tan bahseden, halk ve sınıf pusulasını yitirmiş "ulusalcılık"ın kimlerin değirmenine su taşıdığı 40 yıl önce anlatılmış...Sınıflarüstü "devrimcilik"ten çeteciliğe ve küresel faşizmin taşeronluğuna uzanan eğilimler... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 3763 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
DR. HİKMET KIVILCIMLI: MİLLİ İRADE! |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
|
|
25 07 2007 |
|
Seçimlerde, irili ufaklı siyasi partilerin hiç ağızlarından düşürmedikleri bir büyülü filozof taşı var: Milli İrade! Seçilen milletvekillerinin millet dileği ile Meclis'e geldikleri söylenir. Seçimde millet iradesi nasıl gerçekleşir? Seçmenlerin, birtakım kağıtları, karanlık bir hücrede zarfa koyup kapatarak, sandığa atmaları, şu veya bu kişiyi veya partiyi "dileme”leri, milli iradeyi gerçekleştirmek sayılabilir mi?.. Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 2674 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
NEZİH GENÇLER: EMPERYALİST KAPİTALİZMİN "DEMOKRATİKLEŞTİRME"SİNE KARŞI YAŞAMIN SAVUNULMASI |
|
|
|
Yazar Nezih Gençler
|
|
19 07 2007 |
|
Ülkemiz ve bölgemiz uluslarüstü finans-kapital ve yerli ortakları tarafından, onların yerli-yabancı şirketleri, devletleri, gizli-açık örgütleri tarafından “demokratikleştiriliyor”. Finans ve bankacılık altında birleşmiş büyük sermayenin, yabancı ortaklı holdinglerin ve işverenlerin kayıtsız-şartsız sömürüsü demek olan “DEMOKRASİ”ye kavuşuyoruz. Ve tabi ki onun en önde gelen “şart”ı olan SEÇİMLER en doğal “hak”kımız oluyor! Biz bu filmi 1. Meşrutiyet’ten beri görüyoruz. 1946’da da, 12 Mart ve 12 Eylül’de de “bir an önce seçimlere gitmek” üzere “ÇOK PARTİLİ HÜR PARLAMENTER DEMOKRASİ” kurtarılmıştı. Sonuç halk için daha fazla sömürü, baskı, işsizlik ve pahalılık; finans-kapital ve işverenler için daha fazla kâr ve talan oldu... ... http://www.vatanpostasi.org/index.php?option=com_content&task=view&id=59&Itemid=29 ve http://www.vatanpostasi.org/index.php?option=com_content&task=view&id=60&Itemid=29 adreslerinde “EKONOMİK VE SOSYAL KURTULUŞ SAVAŞIMIZIN TEORİK VE PRATİK SORUNLARI (1-2)” başlığı ile yayınladığımız yazılarda bunları enine boyuna inceledik... Yorumlar (1) / Görüntüleme sayısı: 3363 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
BOMBALAR PATLASA DA, DEVLET ÇATIRDASA DA... |
|
|
|
Yazar Vatan Postası Çalışanları
|
|
27 05 2007 |

HALKÇI CUMHURİYET VE CUMHURİYETÇİ HALK KOLLEKTİF AKSİYONU BİR KEZ DAHA HAREKETE GEÇER... HALK ORDULAŞIR, ORDU GENÇLİĞİ HALK(ÇI)LAŞIR İŞÇİ SINIFIMIZIN, EMEKÇİ HALKIMIZIN VE ÜLKEMİZİN ÇIKARLARI; BİZİM YENİ BİRLİĞİMİZİN VE DEVLETİMİZİN TEMELİ OLACAKTIR. Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 5945 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
HİKMET KIVILCIMLI: (27 MAYIS İÇİN) 1. VE 2. KUVAYİMİLLİYECİLİĞİMİZ, VATAN PARTİSİ PROGRAMI GEREKÇESİ |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
|
|
27 05 2007 |
|
(Bu kitapçığın, Öner Gürcan Kütüphanesi 'nden bulunabilecek, Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın "27 Mayıs ve Yön Hareketi'nin Sınıfsal Eleştirisi" kitabı ile birlikte değerlendirilmesi; konunun daha etraflı anlaşılmasına katkıda bulunacaktır.V.P.) Bu kitapçık 1954 yılı, pratik bir maksatla kaleme alındı. Maksat: Birinci Kuvayi Milliye hareketinden çıkacak derslerle, ikinci bir iktisadi Kuvayi Milliye lüzumunu belirtmekti. Birinci Kuvayimilliye Seferi: Topluluğumuzu boğan iç ve dış tesirli TEFECİ-BEZİRGAN kabusuna karşı idi. İkinci Kuvayimilliye Seferi: Aynı kabusa karşı, toprak reformu ve ağır sanayi temelleri üzerinde, modern halk teşebbüs, teşkilat ve kontrolü altında, iktisadi, içtimai kalkınmamızı millete mal etmekti… Vatan Partisi’ne göre: Olayların kendiliğinden gelişimiyle, İkinci Kuvayımilliye seferberliğimiz, istesek de, istemesek de, günün meselesidir. Bu meseleyi bir köşeciğinden de “GEREKÇE”miz aydınlatacaktır, sanıyoruz. Sözlerin buruk ve ekşi tarafları, ilk hamlılığına bağışlansın. Bir partinin klasik edebiyatı arasına girmiş ve ana çizgileri doğru çıkmış bir yazının kusurlarını rötuş etmeye kimsenin hakkı yoktur. Yalnız, 1954’ten sonra ele geçip de, açıklamaya yarayacak olayları sahife altlarına “Not” etmekten kendimizi alamadık. Mübarek iktisadi ve içtimai (ekonomik ve sosyal) kuvayimilliye seferimiz, sevgili milletimize uğurlu olsun... “Vazifeye atılmak için, içinde bulunduğun vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin!” (Mustafa Kemal. “NUTUK”, sahife 646) Korku, hiçbir hastalığa ilaç değildir. Bilakis, her illetin başı korkudur. Vatan aşkını söylemekten korkar hale gelmektense, ölmek daha iyidir. Mustafa Kemal diyor ki: “İstikbalde dahi seni (İstiklal ve Cumhuriyet) hazinenden mahrum etmek isteyecek dahili ve harici bedhahların (kötülük isteyenler) olacaktır… Düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren veya hile ile vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir. “Ey Türk İstiklalinin Evladı! İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen Türk İstiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır.” Vatan Partisi, kulaklarında bu öğüt çınlayarak doğdu... Yorumlar (1) / Görüntüleme sayısı: 7778 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
DR. HİKMET KIVILCIMLI: (27 MAYIS İÇİN) M.B.K. NIN "AZAMETİ VE İNHİTATI" (ULULUĞU ve ÖLÜLÜĞÜ) |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
|
|
27 05 2007 |
|
27 Mayıs yaşıyor. Millî Birlik Komitesi öldü. MBK'nin başlıca AZAMETİ: ULULUĞU; 27 Mayıs'ın yaşamasındadır. Ancak, MBK'nin bir de "İNHİTAT": ÖLÜLÜĞU" vardır: MBK yaşamamaktadır. Bu yaşamayış, "Her şey gelir, geçer" felsefesinin normal uygulanışı sayılamaz. Üzerinde gereği gibi durulacak şeydir. Onun için biz, MBK'nin ululuğundan (azametinden) çok, ölülüğü (inhitatı) üzerinde durmalıyız. Bununla birlikte MBK'ni iki yanıyla, ululuğu ve ölülüğü ile ele almadıkça, anlayışa varamayız. Son günlerde, özellikle sol cepheyi bulandıran, her türlü ayıklığı önleyen bütün o sosyal ve politik düşünce ve davranış yönsüzlükleri, sözde tartışma bocalayışları hep o en yakın pratiğimiz 27 Mayıs ve MBK olaylarını kavramakta gösterdiğimiz küçük burjuva kendini beğenmiş vurdum duymazlıklarımızdan ileri geliyor... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 3177 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
SADIK GÖKSU: "SON ALKİBYADES" M. KAYNAK; PROF. KÜÇÜKÖMER VE AYMAZLIKLAR |
|
|
|
Yazar Sadık Göksu
|
|
17 05 2007 |
|
... M. KAYNAK, MAH’A - MİT’E; 1967’DE Mİ, 1971’DE Mİ, 1957’DE Mİ GİRDİ? ... Biyografi’de okuduklarımız ile, 12 Mart'tan ve özellikle Madanoğlu ya da “Balon” davasından sonra, Mahir’in MAH’a girişi üzerine, daha önce kendisi ile görüşmekte olanların anlattıklarını yan yana getirdiğimizde; adı geçenin bu örgüte giriş tarihi de; bize göre, “1957” olarak, açıkça ortaya çıkmaktadır. Eğer bu sözlerimizde bir yanlışlık olduğunu iddia edecek olursa, bu iddiayı ispat etmek ve özellikle 1957’de Ordu’dan, kendi iradesi ile mi (nasıl oluyorsa), yoksa Ordu’nun uzaklaştırması ile mi, niçin ve nasıl ayrıldığını açıklamak, günümüzün pek medyatik figürü, Mahir Kaynak Bey’e düşer. Buyursun, açıklasın, ispatlasın, Hodri Meydan, bekliyoruz!.. (İlk kez Süvari dergisinin 3. sayısında yayınlanan bu yazının yukardaki paragrafı ve bazı bölümleri Süvari dergisinde eksik basılmıştır. Yazının aslı buradaki gibidir. S.G. - V.P.) Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 7574 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
NEZİH GENÇLER: NASIL MÜCADELE? SINIFLAR SAVAŞI NEDİR? NEDEN 1 MAYIS? TARİHİ SÜREÇ |
|
|
|
Yazar Nezih Gençler
|
|
01 05 2007 |
Ya üretim ya da hizmet sektörlerinde işgücümüzü ve yeteneğimizi satarak ya da kiralayarak çalışmaktayız. Yaşayabilmemiz için başat bir zorunluluk çalışmak. Kendimizi, yakınlarımızı yaşatabilmemiz, yaşanabilir bir doğayı ve toplumu koruyup geliştirebilmemiz bu çalışma eylemimizle gerçekleşiyor. Çalışma, işgörme; üretim denilen, insana özgü ekonomik ve sosyal faaliyet alanının en temel unsurlarındandır. Çalışan insan bir iş yapar, üretim ya da hizmet sektörlerinde toplumun kendisini yeniden üretmesine katkıda bulunur. Bunun karşılığında da, kendisini yeniden üretmek, geliştirmek ve soyunu devam ettirmek üzere temel gıda maddelerinden, çeşitli hizmet ve kültürel gereksinimlerine kadar bir çok şeyi tüketme hakkını ve yetkinliğini toplumdan alır. Yorumlar (1) / Görüntüleme sayısı: 2375 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
DR. HİKMET KIVILCIMLI: "BÜYÜK HESAPLAR" - "KÜÇÜK HESAPLAR" |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
|
|
13 04 2007 |
|
... Büyük oyun bu. Büyük oyun: Milli Kurtuluş Savaşı ile milli bağımsız bir devlet ülküsü kırk yıldır sürüklenmiş Türkiye'yi, dün savaştığı emperyalistlerin torbasına kesinlikle sokmaktır. Hani ya vatan sınırlarına "komünistler" yahut "sosyalistler" düşmandı? 71 yıldır, her şey tersine döndü. Her ülkede vatan ve millet sınırlarını eritenler finans-kapitalistlerdir. Türkiye'nin parababaları bir çeyrek yüzyıl, Türkiye'nin ekonomi kaynaklarını kimseye sezdirmeksizin ele geçirdiler: O tekparti kuluçkalığı altında iyi başarıldı. Bir çeyrek yüzyıldır da Türkiye'nin politika subaşlarını, açıkça kestiler: O da çokparti altında yapılan demokratik kayıkçı döğüşü oldu. Artık herşeyin olgunlaştığı kabul ediliyor. Mustafa Kemal gençliğe iki değişmez prensip anmıştı: 1- Cumhuriyet, 2- İstiklâl… "Cumhuriyet" pekalâ, antika çağların Atina yahut Roma yahut Venedik kentlerinin "Cumhuriyet"lerine çevrilebilir. Finans oligarşisi saltanatı padişahsız da sürdürülebilir. Ama bağımsızlık dile kolay. Parlamento oligarşisi bile, silâh zoruyla yola getiriliyor. Ya o zorun örgütü olan ordu gençliği Vehbi'nin Kerrâkesini (LAİK, ÇAĞDAŞ YAŞAMCI BİR SÖMÜRÜ DÜZENİNİ TEZGAHLAYAN KOÇ HOLDİNG'İN OYUNUNU) çakar da, Mustafa Kemal'in son sözünü hatırlarsa?.. Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 6203 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
DR. HİKMET KIVILCIMLI: BUNALIM PATLIYOR! |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
|
|
13 04 2007 |
|
... İsrail Tekesi: Şimdi, bunalımın temel nedeni, artık herkesin "bozuk düzen" dediği; finans-kapital tekelciliği ile tefeci-bezirgân vurgunculuğudur. Yâni Türkiye'ye tahakküm eden modern ve antika iki sınıf: Tekelci ve vurguncu imtiyazlarını sistemleştirmişlerdir. Bu sistem sürüp gittikçe, iki tahakkümcü sosyal sınıf içinden şu veya bu kişiyi yahut aileyi parmağa dolayıp yapılan tahrikât ve propagandaların anlamı nedir? O iki tekelci ve vurguncu sınıfı zemzemle kusursuz melâikeler gibi korumak istiyorlar. Onların egemen oldukları sisteme bireyci tekel ve vurgun bozuk düzenine toz kondurmamak için, şu veya bu kişiyi, bilemedin şu veya bu aileyi hepsi hesabına kurban edip soygunu kıyamete dek sürdürmektir. Her zamanki örneklerden İsrail tekesi oyunu bilinir. İsrail oğulları her yıl, toplantıları ortasına bir teke koyarlar ve o yıl içinde yedikleri bütün herzeleri, işledikleri tüm günahları o tekenin yaptığını söylerler. En sonunda bütün günahları yükledikleri tekeyi keserler. Tanrıya iletilen bu kurban, İsrail oğullarını tertemiz etmeye yarar. Türkiye, Ortadoğu gelenekleri ile, ikide bir egemen politikada işlenmiş bütün suçlar için öyle bir günah çıkartma tekesi bulmakta pek ustadır. DP çağının günah tekesi: Menderes oldu. Astık kurtulduk. Menderes'i Menderes yapan ve oynatan asıl (tefeci-bezirgân + finans-kapital) sınıflar anadan doğma suçsuz "piyrü pâk" sayıldılar. Tekel ve vurgun, eskisinden daha görülmedik ölçülerde aldı yürüdü. Tekeyi de Unutturacak Kuzu Kurbanlar: AP çağı için daha yağlı bir günah tekesi bulundu: Demirel-gil. Elbet onlar İsrail'in Tekesi kadar "mâsum yaratık" değildirler. Ama, Demirel'leri, atandığı şirketin başından çekip alarak AP'nin ve hükümetin başına dikiveren yerli-yabancı finans-kapitalistler zümresi, bütün günahlarını kukla Demirel'i kurban etmekle bağışlatabilir mi? Görünürde: Bütün siyasî partiler, görünmezde: Bütün finans-kapitalistler ve tefeci-bezirgânlar o İsrail tekesi törenini kutluyorlar. Delik deşik olmuş batan tekelci ve vurguncu gemilerini bir yol daha kurtarmak için safra atıyorlar. Bütün suçu Demirel'e yükleyip, onu kurban etmekle göz boyuyorlar. Ortalığı kaplayan "demokratik" telaş ve heyecan o ortaoyununun sahneye konuluşudur... Yorumlar (1) / Görüntüleme sayısı: 1624 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
SUÇLU! AYAĞA KALK! |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
|
|
02 04 2007 |
|
«... bütün gizli oyunları avucunun içi gibi okuması olağan bulunan İ. İ. Paşa, başından değilse bile, yaşından beklenmeyecek yeğniklikte bir uçan öfke ile, tam alı al, moru mor, haykırıyor: "Üç çocuk devletle pazarlık edecek?.. Çıkarım sokağa, halkı emniyet kuvvetlerine yardıma çağırırım." Milletçe trajedimizin yayı bu tür düşünce ve davranışların perdesi ardında gizleniyor. Ve ne yazık ki, anlı şanlı "paşalarımız", o belki çok "iyi dilekli" (kendi sanılarıyla: "Sağduyulu") düşünceleriyle, bütün kartları karıştırıyorlar. Düşünceden çok davranış durumunda bulundukları için ise, her şeyden önce son kertede titiz oldukları kişiliklerini yıprandırıyorlar... ... Ama, yakışmıyor. Her şeyden önce. "Geçti o Bor'un Pazarı" gençlik sosyalizme uyandı. Ve Sivas Kongresi'nde, Türkiye'yi "Amerikan Mandası" yapmak isteyenlere karşı dövüşen "Paşa" anıtkabirde henüz yaşıyor. Sivas Kongresi'nde bulunmamış olmak, "Amerikan Mandası"na karşı insana bağdaşıklık (”bağışıklık” olması gerek V.P.) sağlamaz. Ve "sokak"ta, Türkiye'yi "manda" gören Amerika U.S. elçisince alkışlanmak iç açıcı (yahut moda edilen sözcükle: "huzur" verici) olur mu? Olmaz. Olamaz...» Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 3385 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
TÜRKİYE İŞÇİ SINIFININ SOSYAL VARLIĞI |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
|
|
25 03 2007 |
|
(1935 yılında yapılmış bu inceleme-araştırma yazısı bilimsel ve tarihi belge niteliğinde olan bir eserdir. Türkiye'de 100 yıldır "sanayi var mı yok mu, işçi sınıfı var mı, yok mu, cılız mı" tartışmaları yapılır. Değerlendirmenize sunarız. Metin Ahmet Kale tarafından sadeleştirilmiş ve redakte edilmiştir. V.P.) «Türkiye’de sayıca ne kadar işçi var? Bunu ararken gerçek rakamı bulmamızı güçleştiren bazı engeller veya olaylar önümüze çıkar. Bu olayları normal veya anormal, iyi veya kötü diye adlandırmanın bir yararı yok: “Olanlar olanlardır.” Yalnız bu olanları başlıca iki karakterde derleyip toplayabiliriz. 1- İlerletici veya olumlu olaylar; 2- Geriletici veya olumsuz engeller... İlerletici olumlu olayların başında gelen işçi sınıfının dinamizmidir. Bu dinamizmin ilimce adı proleterleşme (emekçileşme)dir: Bütün öteki sosyal sınıf, tabaka ve zümreler aşınıp eksilirken, çoğalan hep proletaryadır; onun için işçi sınıfının sayısını bir tek rakam üzerinde durdurmak güç oluyor. Çünkü biz o rakamı daha söylerken, işçi sınıfının gerçek sayısı o rakamı çoktan geçmiş bulunuyor...» Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 6924 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
SERMAYE KONSANTRASYONU; ANTİKA+MODERN SERMAYENİN BİRLEŞMESİ |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
|
|
24 03 2007 |
|
Resmî İstatistiklerde tersini görüyoruz.1954'ten bir yıl sonra, 1955 yılı Türkiye'nin tüm işveren sınıfı, finans-kapitalistlerle birlikte 40 bin kişi bile değil. Kapitalizmin konsantrasyonu; sermayenin gittikçe az elde büyümesi (yoğunlaşması) kanununu herkes bilir. O bakımdan, sermaye büyür, ama sermayecilerin sayısı küçülür. Kimi altüstlükler, arada sermayecilerin kamçılayıp gel geç olarak çoğaltsa bile, sürekli kural; her geçen yıl bu sayının kişi ve işletme olarak azalma eğiliminde olduğunu gösterir... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 4930 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
DR. HİKMET KIVILCIMLI: TÜRKİYE'DE KAPİTALİZMİN GELİŞİMİ ÜZERİNE |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
|
|
24 03 2007 |
|
Bir zamanlar "malumatlı adam" çok makbuldü. 20. Yüzyıl’ın yarısından sonra insanlık, "ordinatuer: BUYURUCU" ya da "informatique: duyurucu" denen elektronik hesap ve akıl makinelerini buldu. Bu makineler sayesinde ilgilendiğimiz bir alandaki bütün buluş ve bilgiler, bir anda önümüze seriliyor. Artık malumat nakli yerine, bu bilgiler arasında bağ kurmak, sentezlere gitmekten başka şey kalmıyor insan düşüncesine. Ben de bu konuşmada bazı bağları kurmaya, bazı anları, gelişimin yönünü vermeye çalışacağım. Daha önce konuşan iki yurttaşımızdan birincisi... Yorumlar (1) / Görüntüleme sayısı: 5859 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
FİNANS-KAPİTAL TAHAKKÜMÜNÜN ÜÇÜNCÜ İKİYÜZLÜLÜĞÜ; İLK YABANCI SERMAYE "İNKILABI" |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
|
|
23 03 2007 |
|
Türkiye Finans-Kapitalinin üçüncü gizli faaliyeti: Bütün ruhu ve kalıbı ile teslim olduğu uluslararası finans-kapitale ne denli kaynaşık bulunduğunu halktan ve milletten saklamak çevresinde toplandı. Ve doğrusu, mahkemede herkesin gördüğü dişi deveyi, şahit gösterip erkek diye karara bağlatan Emeviye Saltanatı’nın bu özbeöz mirasçısı ülkede, bu ikiyüzlülük hiç de büyük marifet sayılamazdı. Bu aldatış nasıl yapılıyor? Bayağı, hiç utanmazca varı yok gibi göstererek yapılıyor. Türkiye'de kapitalist sınıfını bir anda 39 binden 150 küsur bine çıkarmak nasıl yoku var etmekse, yurdun iliklerine işletilmiş uluslararası finans-kapitali yok etmek de, aynı kaygısızlıkla, onun tersi yapılarak beceriliyor. Yabancı sermaye mi? Ne haddine! Kemalist Türkiye'ye yabancının tırnağını sokacak olanın alimallah alnını karışlarız! Bir katilin cinayetini saklayışı, yerli finans-kapitalin uluslararası finans-kapital izlerini yok edişi yanında pek masum bir davranış sayılabilir. 1908-19 Meşrutiyet burjuvazisi, "müslüman dini aşikâre" yolundan, kendisini yüzdeyüz uluslararası finans-kapitalin (yedi düvelin) açıkça emrine adamıştı. Onun için 5 yılda koca İmparatorluk hemen bütün Avrupa ve Afrika gövdelerinden budandı. İkinci 5 yıllık, İlk Emperyalist Evren savaşında, İmparatorluğun Asya (Arap-İslâm) dalları değil, Küçükasya (Anadolu) gövdesi bile tırpanla doğrandı... Yorumlar (1) / Görüntüleme sayısı: 5269 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
FİNANS-KAPİTAL TAHAKKÜMÜNÜN İKİNCİ İKİYÜZLÜLÜĞÜ |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
|
|
23 03 2007 |
|
Ancak, finans-kapital yalnız çiğ ekonomi ve çim çiy zorbalık silâhı ile kalmaz. Onun göklere çıkardığı ulusal ölçüde sosyal sınıf tabanını temsil etme gibi en yaygın bir aldatmacası, o ekonomi ve zorbalık yırtıcı gücüne sırmalı kaftan gibi giydirilir. Finans-kapitalin asıl milleti ardında zincire vurulmuşça sürükleyen, süngüden keskin, kurşundan delici silâhı bu sosyal sınıf aldatmacasıdır. Bildiğimiz gibi, kapitalist dünyanın her bölgesinde nasılsa öylece, Türkiye'de de finans-kapital birkaç bini geçmeyen sayıda azınlık bir zümredir. Ama, ağzına bakarsanız o, hiçbir zaman millet bütününü torbasında keklik saymaktan geri kalamaz. Kurduğu "demokratik düzen", "özgür basın-seçim-geçim" ve daha bilmem ne tuzak makineleri öylesine işletilebilir ki, göz göre göre tüm halk, bütün millet, gönül hoşluğu ile oy namusunu da ona vererek kendini yüzde yüz teslim etmiştir, sanılır. İkide bir "rejim!" deyişi vardır. İnsan inanacak gibi olur sanki... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 1517 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
FİNANS-KAPİTAL TAHAKKÜMÜNÜN BİRİNCİ İKİYÜZLÜLÜĞÜ |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
|
|
23 03 2007 |
|
İki üç bin kişilik finans-kapitalist zümresi, nasıl oluyor da, kendisinin binlerce katı kalabalık 35 milyonluk Türkiye nüfusunu böylesine şartsız kayıtsız tahakkümü altında tutabiliyor? Dişinden tırnağına dek örgütlü, silâhlı, plânlı, bilinçli oluşu bir yana: Başlıca 3 mekanizmanın gizlediği 3 aldatmaca ile:.. Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 860 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
DİN NEDİR? TOPLUMUMUZA ETKİSİ |
|
|
|
Yazar Vatan Postası
|
|
22 03 2007 |
|
"KÜTÜPHANE" bölümümüzde. Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 835 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
ÜCRETLİ İŞGÜCÜ VE SERMAYE |
|
|
|
Yazar Vatan Postası
|
|
22 03 2007 |
|
1; 2; 3; 4 seri yazı dizisi ile "KAMUOYUNA" bölümünde. Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 887 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
PREKAPİTALİZM VE KAPİTALİZM NE ZAMAN KAYNAŞIR? |
|
|
|
Yazar Vatan Postası
|
|
22 03 2007 |
|
(Kütüphanemizdeki "Üretim Nedir" kitapçığının ilgili bölümünden alınmıştır.) İslâm Marksı İbn'i Haldûn gibi, onun öğrencileri olan Osmanlı tarihçilerimiz de: her "devleti" (toplumu) insana benzetirler. Onlara göre kişinin ömrü ortalama 100 yıldır. Toplumlar da o kadar yaşarlar ve sonra doğdukları gibi ölürler. Bu görüş antika medeniyetin gerçekliklerinden alınmıştır. Aşırı yorumlara kaçılmazsa, derin bir anlam taşır. Tefeci-bezirgan antika medeniyetler gibi, modern kapitalist medeniyetinin de öyle bir ilerici gençlik çağı, bir gerici yaşlılık ve çöküş çağı vardır. Osmanlı Türkiyesi’nin ilk yüzyılları, tefeci-bezirgan medeniyetinin; Ortaasya'dan gelen göçebe Türk gençlik aşısı ile rönesansı, sosyal dirilişi oldu. Tarihin belirli bir kesiminde insanlığın ileriye doğru gidişini ve gelişimini sağladı. Son yüzyıllarda aynı Osmanlı toplumu bütün benzerleri gibi derebeyleşti, kemikleşti, taşlaştı, fosilleşti ve çöktü. Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 1132 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
KAPİTALİZM PREKAPİTALİZMİ NASIL ÇÖKERTİR? |
|
|
|
Yazar Vatan Postası
|
|
22 03 2007 |
|
(Kütüphanemizdeki "Üretim Nedir" kitapçığından alınmıştır) Yeryüzünün neresinde geniş yeniden-üretim düzeni olan modern KAPİTALİZM geliştiyse, orada basit yeniden üretim düzeni olan prekapitalizm kökünden kazınmaya başladı. Çünkü, bu iki düzenin daha tarifleri yapılırken görüldü, Prekapitalist üretim: TÜKETİM amacı egemen olan bir sistemdir. En büyük ve geniş ölçüde kadim üretim alanı toprak ekonomisine düşüyordu. Yani tüketim sistemi içinde idi. Tefeci ve bezirgan sermayenin pazara çıkardığı matahlar büyük çoğunluğu ile ilkin sırf ÜRÜN olarak üretilmişti. Tefeci-bezirganlık: gerçi medeniyetlerin çimentosu idiler, ama o çimentonun bağladığı büyük ÜRETİM taşları tüketim amacıyla, ürün üretimi yapıyordu... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 1153 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
TARİHTE TEFECİ-BEZİRGANLIKLAR; OSMANLI NASIL ÇÖKTÜ? |
|
|
|
Yazar Vatan Postası
|
|
22 03 2007 |
|
(Kütüphanemizdeki "Üretim Nedir" kitapçığından alınmıştır) Tarih meydandadır. Kadim tefeci-bezirgan düzenler nerede aşırı gelişim gösterdiyse, orada kapitalizme geçiş imkânsızlaştı. Mısır'dan Çin'e dek uzanan DOĞU medeniyetleri buna en iyi örnek oldular. Hepsi de tefeci-bezirgan medeniyetleri idiler. Hepsi, kendi çeşitleri içinde en yüksek prekapitalist üretim seviyelerine ulaştılar. İçlerinden hiçbirisi İngiltere'de görüldüğü gibi kapitalizme sıçrayıp geçemedi. Hepsinde tefeci-bezirgan sermaye son kerteye dek büyüdükten sonra, bütün kadim medeniyetler muntazaman battılar... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 1114 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
KAPİTALİZM İLE PREKAPİTALİZMİN UZLAŞMAZ ZITLIĞI |
|
|
|
Yazar Vatan Postası
|
|
22 03 2007 |
|
(Kütüphanemizdeki "Üretim Nedir" kitapçığından alınmıştır) Basit yeniden üretim ile geniş yeniden üretimin ne olduğu üzerine bundan önceki bölümlerde bir fikir edinmeye çalıştık. Araştırmamızı özetlersek şöyle diyebiliriz: Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 738 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
KAPİTALİST SINIFIN KENDİ KUYUSUNU KAZIŞI; ÜRETİM TABANINDA ÇELİŞKİ - SINIF İLİŞKİLERİNDE ÇELİŞKİ |
|
|
|
Yazar Vatan Postası
|
|
22 03 2007 |
|
(Kütüphanemizdeki "Üretim Nedir" kitapçığından alınmıştır) ... kapitalist, bir girişkenlik tutturmuştur. Kendisi de nereye varacağını kestirmeksizin, akıntıya tutulmuştur. Bindiği dalı kesen Hoca, kapitalistin yanında epey akıllı kalır. Çünkü kapitalist; ‘kendi sistemimi kuracağım’ diye yarattığı yaman çelişkileri her gün biraz daha büyütüp korkunçlaştırmak için elinden geleni ardına koymayan bir kişidir. Kapitalistin kendi kuyusunu eliyle nasıl kazdığını, bir üretim tabanı bakımından, bir de sınıf ilişkileri bakımından gözönüne getirmek yeter... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 797 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
KAPİTALİZM VE GENİŞ YENİDEN ÜRETİM; ÜCRET VE KÂR |
|
|
|
Yazar Vatan Postası
|
|
22 03 2007 |
|
(Kütüphanemizdeki "Üretim Nedir" kitapçığından alınmıştır) İşte, kapitalist üretim yordamı deyince akla gelen ilk iki girişkenlik budur: Burjuva adlı girişken kişi özel teşebbüsüyle BANKERden para, BEYden işyeri kiralar. Ama bununla kapitalizm olmaz. Kapitalizm dört ayaklı bir masaya benzer. Henüz ortada iki direk vardır: 1 - İşyeri için İrat, 2 - Sermaye için Faiz... Masanın ayakta durabilmesi için iki ayak daha lâzımdır: 3 - işçiye Ücret, 4 - Kapitaliste Kâr... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 851 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
KAPİTALİST ÜRETİM YORDAMI; SERMAYE VE FAİZ; İŞYERİ VE İRAT |
|
|
|
Yazar Vatan Postası
|
|
22 03 2007 |
|
(Kütüphanemizdeki "ÜRETİM NEDİR" broşüründen alınmıştır) Kapitalizm geniş yeniden-üretim sistemidir. Bunun ne demek olduğunu anlamak için konuyu birkaç başlık altında özetleyelim... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 790 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
ÜRETİM NEDİR |
|
|
|
Yazar Vatan Postası
|
|
22 03 2007 |
|
(Kütüphanemizdeki "ÜRETİM NEDİR?" kitapçığından alınmıştır) ... hem toplumsal, hem teknik yoldan madde alış verişi yapmaya ÜRETİM denilir. Yani, üretim deyince gene ortada bir madde alış verişi vardır. İnsan tabiata kendi vücudunun ve kafasının çalışma gücünü verir; tabiattan o harcadığı çalışma gücünü sürdürecek maddeleri alır. İş yalnız tabiatla madde alış verişine kalsa, bu yapılan işe üretim denemez. Onu bütün hayvanlar yapar. Hatta toplum içinde bütün hazır-yiyici hayvanlar da yapar. Ağalar da, beyler de tefeciler de, bezirganlar da (finans-kapitalistler de V.P.) tıpkı hayvanlar ve bitkiler gibi çevrelerinde buldukları ürünleri ve maddeleri alıp tüketirler. Ama bu hayvanların, bitkilerin, ağaların, tefecilerin ve bezirganların bir maddeyi elde etmelerine üretim adı verilemez... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 5391 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
SİYASİ PARTİ, DEVLET, DEMOKRASİ, TOTALİTERLİK |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
|
|
19 03 2007 |
|
(Kütüphane bölümümüzdeki "Genel Olarak Sosyal Sınıflar ve Partiler" kitapçığından alınmıştır) Toplumun derinliğinde var olan bölümlenişe sosyal sınıf denince, bunun toplum yüzeyinde çıkmış yankısı SİYASİ PARTİ olur. Sosyal sınıf toplum yapısının görünen katları ise, siyasi parti bu yapının en üstündeki kiremitliğine benzetilebilir. Burada siyasi partiyi kiremitliğe benzetmekle, önemsiz göstermek istemiyoruz. Nitekim insanların barındıkları yapılarda kiremitlik önemsiz bir bölüm sayılamaz. Kiremitlikte olacak ufak tefek çatlaklar, bütün yapının duvarlarına ve temeline dek sızıntılar, yıkıntılar yapabilir. Siyasetle ve siyasi parti ile sosyal yapı arasındaki ilişkiler de ona benzer... Yorumlar (3) / Görüntüleme sayısı: 3068 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
ANTİKA TEFECİ BEZİRGANLIK, KOMPRADOR, YERLİ FİNANS KAPİTAL, YENİ DÜNYA DÜZENİ |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
|
|
18 03 2007 |
|
(Kütüphane bölümümüzdeki "Genel Olarak Sosyal Sınıflar ve Partiler" kitapçığından alınmıştır) ... Modern toplumda büyük toprak ve mülk sahipleri tabakasının, üretime irat mekanizması ile bağlı bulunuşu yüzünden bir sosyal sınıf durumuna girmesi, ancak işveren sınıfı henüz GİRİŞKEN SERBEST REKABETÇİ bulunduğu çağlarda mümkün olmuştur. Sapına kadar girişken serbest rekabetçi olarak toplumu Ortaçağ geriliğinden almış, modern büyük sanayiye ve ileri toplum biçimine doğru getirmiş olan İŞVEREN SINIFI, bildiğimiz gibi yalnız "BATI" adlı dünya bölgesinde başarı sağlamıştır. Buradaki "Batı" sözcüğü su katılmamış KAPITALİZM sözcüğünün tam coğrafya karşılığıdır... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 932 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
MODERN BÜYÜK TOPRAK VE MÜLK SAHİPLERİ SINIFI |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
|
|
18 03 2007 |
|
(Kütüphane bölümümüzdeki "Genel Olarak Sosyal Sınıflar ve Partiler" kitapçığından alınmıştır) Bugün yeryüzünde modern olmayan toplum kalmamıştır. Modern demek KAPİTALİST demektir. Sosyalist olmayan kesimde en akla gelmedik sosyal ilişkileri bulunan MODERN toplum örnekleri çeşit çeşit KAPİTALİST ülke tipleri vardır. Bunlardan hepsinin en klasik biçimleri Batıavrupa'da görülür. Oradaki klasik sosyal sınıf ilişkilerini basitleştirmek olağandır... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 916 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
KÜÇÜKBURJUVAZİ |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
|
|
18 03 2007 |
|
(Kütüphane bölümümüzdeki Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın "Genel Olarak Sosyal Sınıflar ve Partiler" kitapçığından alınmıştır) Modern toplumda işveren ve işçi adlı başlıca ve birinci kerteden gelen SOSYAL SINIFLARdan başka PARTİLER (bölük-kısım-parçalar) yok mudur? Vardır. Hem de pek çoktur. Bu ikinci kertede gelen bölük bölük insan kümeleri iki türlü olurlar; bunlar: 1- Ya her başlıca birincil sosyal sınıfın kendi İÇİNDE bulunan bölüklerdir. 2- Yahut, bütün başlıca sosyal sınıfların dışındaki bölüklerdir... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 776 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
DR. HİKMET KIVILCIMLI: SOSYAL SINIFLAR VE PARTİLER |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
|
|
18 03 2007 |
|
(Kütüphane bölümümüzdeki "Genel Olarak Sosyal Sınıflar ve Partiler" kitapçığından alınmıştır) Fransızca "PARTİ" sözcüğü; Türkçe "BÖLÜK", Acemce "PARÇA", Arapça "KISIM" anlamına gelir... Bir toplumda "PARTİLER" var demek, o toplumun insanları bir sıra bölüklere, kısımlara, parçalara ayrılmışlar demektir. Toplumların en belirli parti-bölükleri; SOSYAL SINIFLARdır. "SINIF" nedir? Das Kapital'in üçüncü tomunun son sahifesi, sınıfın ne olduğunu araştırırken, yarım kalmış bir cümle ile biter. Belli ki Karl Marx, sınıfın, dilediği gibi güçlü bir tanımlamasını en gelişkin biçimiyle yapmak isterken, bunu tümleyemeden ölmüştür. Engels de arkadaşının bıraktığı gibi vermeyi uygun bulmuştur. Büyük ustaların böyle bıraktıkları konuyu sonra gelenler didaktik kaçınılmazlıklarla, yani öğretici pratiğe uyarak bütünlemeye çalışmışlardır... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 732 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
ÖZELLEŞTİRME YENİ BİR ŞEY DEĞİL! |
|
|
|
Yazar Vatan Postası
|
|
18 03 2007 |
Özellikle 1990 sonrası dünyanın farklı bir sürece girmediğini kim iddia edebilir? 19. Yy’ın ikinci yarısından itibaren emperyalistleşen kapitalizm, 1. ve 2. paylaşım savaşları ile bu tekelleşme ve uluslarüstüleşme sürecini son derece hızlandırmış, bilgisayar teknolojisinin de katkısıyla 1980’lerden itibaren globalleşme ve küreselleşme artık “dünyanın bir köy” olduğunu söyletebilme aşamasına gelmiştir. Ama unutmayalım bu süreç 1860’larda başlamıştır. 19. Yy.’ın sonu ve 20. Yy.’ın başı tüm dünyaya yayılmıştır. Kapitalist sanayicilerin içinden en irileri, büyük toprak sahipleri içinden en kodamanları, bankerlerin içinden en kan emicileri, kilise çanları, haham ayinleri ve ezan sesleri ile banka kubbeleri altında “nikah kıyıp” uluslarüstü FİNANS-KAPİTALİSTleşmişlerdir. Bu sürecin özel olarak bizdeki gelişmelerle katmerlendiği bellidir. Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 5505 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
STATÜKO, DEĞİŞİM, DEVLET, ÖRGÜTLENME |
|
|
|
Yazar Vatan Postası
|
|
18 03 2007 |
Genel olarak devletler; eskisine göre yeni ve ileri üretim, tüketim ve paylaşım ilişkileri tarafından, o yeni ekonomik düzeni koruyup gözeten bir üstyapı kurumu olarak varedilirler. O toplumda, üretim araçlarına sahip sınıf ya da sınıfların dolaylı ya da doğrudan etki ve güdümünde bulunan devletlerin; bu ilk kuruluş aşamalarında, göreceli olarak ilerici ve değişimci bir özelliği de vardır. Geçmiş toplumun ekonomik, sosyal, kültürel, politik kurum ve kurallarını alt ya da yokeden devlet, kendi varoluş nedeni olan yeni ekonomi-politik ilişki ve yöntemleri oluşturur, korur ve kollar... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 767 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
MODERN TARİH: KAPİTALİZM, EMPERYALİZM, FİNANS KAPİTAL |
|
|
|
Yazar Vatan Postası
|
|
18 03 2007 |
13. yy.dan itibaren İtalya, Güney Fransa ve İspanya kıyılarında, özellikle Floransa ve Marsilya kentlerindeki ön-kapitalist sanayi sermayesinin yoğunlaşması ve serbest rekabetçi, girişken sanayici işverenlerin hızla gelişmesi; dünya pazarı ve uzak dış ticaret ve de tüm bu birikimlerin 16. yy.dan itibaren (Osmanlı’nın Akdenize yayılmasıyla) kuzeye kayarak “kuzeyliler”in egemenliğine geçmesi; özel olarak Britanya adasının coğrafi, tarihsel ve sosyal durumu ve diğer etkenler, sanayi devrimlerinin İngiltere’de doğup batı Avrupa’ya yayılmasına neden olmuştur. Üzerinde kütüphaneler dolusu belge ve bilgi olduğu için kısaca değineceğimiz kapitalizm; dünyada ilk sosyal devrimi beceren serbest rekabetçi ve sanayici işveren sınıfı öncülüğünde, 1650’lerde İngiltere’de (ekonomi-politik pratiğiyle), 1789’da Fransa’da (sosyal pratiğiyle) ve daha sonra Almanya’da (felsefi, teorik ve bilimsel birikimiyle) bir düzen olarak hayat buldu. 19. yy. sonlarında Kuzey Amerika’ya da yayılan kapitalizm; 19. yy.ın ikinci yarısından itibaren uluslararası emperyalizm sentezine vardı. Kapitalizm evresinde Avrupa’da görülen anti-kapitalist sosyal ayaklanma ve devrimler; emperyalizm aşamasından sonra, “Doğu” denen sanayileşmemiş ve sömürülen halkların yaşadığı ülkelere kaydı. Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 1074 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
ANTİK TARİH |
|
|
|
Yazar Vatan Postası
|
|
18 03 2007 |
|
Tarihöncesi sonrası Tarih çağları; Antik Tarih ve Modern Tarih olmak üzere iki ana bölümden oluşur... Medeniyet’in üretimi; tarım (ziraat) üretimidir. Fakat, Medeniyet’in asıl sebebi tek başına tarım değildir. Tarım, Yukarı Barbarlık konağında başlamıştır. Medeniyet’in karakteristiği; tarım ile sanayi (zanaat) kolları arasındaki iş bölümünün gelişmesine bağlı olan TİCARETtir. Toplumda alışveriş aracıları olan TÜCCARLAR, sosyal bir SINIF haline geldikleri zamanda ve yerde Medeniyet başlar. Antik Tarih başlar... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 988 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
TARİH ÖNCESİ |
|
|
|
Yazar Vatan Postası
|
|
18 03 2007 |
|
Dünyadaki ilk insan toplumundan günümüze kadar geçen süre içinde, başlıca iki tarihsel evre belirginleşir: Tarih Öncesi (mitoloji) ve Tarih (yazılı tarih)... Tarih Öncesi; çeşitli aşamalardaki ilkel komünal toplumların; ortak mülkiyete dayalı üretim, paylaşım ve tüketim ilişkileri içinde, sınıfsız ve devletsiz kollektif yaşamlarının tarihidir. Yazısız Tarih de denir. M.Ö. 5000’lerin Mezopotamya’sında, (dünyada ilk defa) Sümerler’in sınıflı ve devletli bir toplum düzenine; Medeniyet’e (uygarlığa!) geçmeleriyle, Tarih Öncesi sona erer. Vahşet ve Barbarlık çağlarından oluşan Tarih Öncesi; 1.000.000 yıldan fazla sürmüştür... Yorumlar (1) / Görüntüleme sayısı: 2190 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
DİLEK ÖZBEK: ÇATALDA ORDU |
|
|
|
Yazar Dilek Özbek
|
|
16 02 2007 |
“ULUSALCILIK” – “SİVİLTOPLUMCULUK” ÇATALINDA HARCAMAYA ALINAN GÜÇ: ORDU Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 2270 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
NEZİH GENÇLER: BİZ HANGİ KÜLTÜR SANAT FİKİR MİRASINI İNKAR EDİYORUZ? |
|
|
|
Yazar Nezih Gençler
|
|
14 02 2007 |
|
Türkiye’nin asıl üretim, tüketim ve paylaşım yordamı olan kapitalist-emperyalist sömürü düzeninin temsilcileri, uluslarüstü ortaklıkları ile büyük kentlerimizde üstlenmiş olan birkaç yüz kişilik (10-15 holding) “yerli” FİNANS-KAPİTALİST zümredir. Bu düzenin çarklarını tüm Anadolu’da ekonomi-politik olarak işleten de, kasabalarımızda üstlenmiş olan birkaç bin kişilik (artık metropollerde de merkezileşen 70-80 pazarlama şirketi) rantiye TEFECİ-BEZİRGAN sınıftır. “Din iman bin mintan” her türlü maddi-manevi aracı, halkın dini duygularını, gelenek-göreneklerini binlerce yıldır sömürüp kullanmakta “usta” olan, geçmiş toplum kalıntısı bu tefeci-tüccar sınıf, şimdi de büyük şehirlerimizi kuşatarak en ufak alternatif düşünce filizlerini, hatta mevcut demokrasi ve cumhuriyeti bile yoketmenin nazi talimlerini yürütüyor. Bu sınıfın öncülüğüyle hortlatılan ortaçağ hacıağalarının (türk-islam) kültür-sanat yapı ve anlayışı; Türkiye orijinalitesinin bir gerçeği olarak kendini dayatmaktadır. Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 945 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
OSMANLI'DAN CUMHURİYET'E YAĞMA EKONOMİSİ |
|
|
|
Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
|
|
13 02 2007 |
|
Bütün kadim imparatorluklar gibi, Osmanlılığı da toprak meselesi kurdu, toprak meselesi yıktı... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 865 / Yazdır / Devamı... |
|
Devamı...
|
|
|
|