|
SUNUŞ 2007’nin 8 Mart’ına Doğru Üç Sosyalist Kadını Yeniden Okumak Geçtiğimiz yıl İzmir’den Suna arkadaşım; Rusya’da, devrim öncesi kadın hareketleri ve sosyalist kadın liderler ile ilgili bir araştırma yapmak istediğini söylemişti. Elimizde ne var, ne yok, nereden ne buluruz derken, 2006 başında Sadık (Göksu) abimizle başladığımız bir başka araştırma aklımıza geldi. Bizim altı sene önce Kuvayi Milliye dergimizde, Sadık Göksu’nun konu ile ilgili yazılarını yayınlayarak araştırma konusu yaptığımız, hakkında karanlık kalmış birkaç konuyu gündeme getirip kendisini tanıtmaya çalıştığımız Fatma Nudiye Yalçı, geçen yıl, Mehmet (Aslan) arkadaşımız tarafından yeniden gündeme getirilmişti. Mehmet arkadaşın öncülüğünde hazırlanan, Fatma Nudiye Yalçı’nın hayat hikayesinin eksiklerini tamamlamaya çalışıyoruz. 23 Temmuz 2006 tarihinde Ahmet Kale ve Mehmet Aslan arkadaşlarımızın öncülüğünde Fatma Nudiye Yalçı’yı anma toplantısı düzenlendi. Bilebildiğimiz kadarıyla Fatma Nudiye’nin, kuruluşunda kendisinin de bulunduğu “Marksizm Bibliyoteği” tarafından 1935 yılında basılan “Sosyete ve Teknik” adlı bir kitabı, gene kuruluşunda kendisinin de bulunduğu “Emekçi Kütüphanesi” tarafından 1 Ağustos 1936’da basılan, Fr. Engels’in “Marksizmin Prensipleri” çevirisi, aynı kütüphane tarafından 1937’de basılan, Karl Marks’ın “Enternasyonal İşçiler Cemiyetini Açış Hitabesi” çevirisi, “Emekçi Yavrusunun Hikayeleri” “Gölgenin Çocuğu ile Güneşin Çocuğu” gibi çocuk masalları kitapları var. Öncelikli amacımız; yaşamını ayrıntılarıyla belgeselleştirmek; tüm insanlarımızın, bu arada senaristlerin, oyun yazarlarının ve romancıların da yararlanabileceği hale getirmek. Fatma Nudiye Yalçı’nın yaşam hikayesini araştırırken Alexandra Kollontai adına ulaşmıştım ama hakkında hemen hiçbir şey bilmiyordum. Cahilliğimi bağışlayın. İşte tam o günlerde Suna arkadaşımızın araştırma önerisi fitili ateşledi. Onurcan Taştan arkadaşımız Alexandra Kollantai’nin, Bilgi Yayınevi tarafından 1974 yılında basılmış olan “Marksizm ve Cinsel Devrim” adlı kitabını buldu. Daha sonra da Deniz Kitabevi Ayhan arkadaşımızın katkıları ile türkçeye çevrilmiş diğer kitaplarına ulaştık: “Kızıl Aşk”, “Rusya’da İşçi Muhalefeti”, “İşçi Arıların Aşkı”, “Toplumsal Gelişmede Kadının Konumu”, “Kollontay Özgür Bir Kadın Komünistin Otobiyografisi”... Sovyetler Birliği’nin ilk kadın bakanı ve ilk Büyük Elçi’si Alexandra Kollontai. Bugün “Marksizm ve Cinsel Devrim” adlı kitabını bitirdim. Suna arkadaşımızın önerdiği araştırma konusu, bu kitap okunmadan aydınlanmaz. Hakettiği ilgiyi gördüğünü, yeterince anlaşıldığını sanmadığım Alexandra Kollontai beni çok etkiledi. Sovyetler Birliği’nin dağılışının en önemli nedenlerinden birinin, Alexandra’nın (kendisine artık ön adıyla hitabetmek istiyorum) üzerinde durmaya çalıştığı bu sorun olduğunu görüyorum. Yani, dağılışın nedeni sadece bürokrasi değil, sadece köylülük değil, aynı zamanda ve aynı nedenlerle toplumu felç eden, insanlığın yarısını ve onun en aktif ve bilinçli temsilcilerini mücadele dışına iten cinsiyet ayırımı ve “kadın sosyal sınıfımız”ın kökü tarihten gelen ağır sorunlarının anlaşıl(a)mayışı ve bilince çıkarıl(a)mayışıdır. Bir başka deyişle; Parti-Devlet-İşçi Sınıfı/Halk üçgeninde; parti; muhalefetteyken de iktidara geldikten sonra da, halkla bütünleş(e)mez, devletle bütünleşir, bir zaman sonra varlığına ihtiyaç duyulmayacağı için sönüp gidecek olan ve o zamana kadar halkın emrinde etkin bir araç olarak kullanılması kaçınılmaz olan devleti ebedileştirmeye, mutlak egemen kılmaya kalkarsa işçi sınıfından ve halktan kopar, üretici güçlerin nabzını tutmaktan uzaklaşır ve çöküş kaçınılmazlaşır. Örgütlü parti halkın içinde, örgütlü halk partinin içinde ilkesiyle, devletle değil halkla örgütlenmiş ve insanlığın çıkarlarına aykırı işleyen her türlü bürokrasi ve idareyi halkla birlikte değiştirmeye kararlı ve işçi sınıfı öncülüğünde örgütlenmiş (ordulaşmış) halkın söz ve karar hakkını, inisiyatif ve güdümünü her alanda sonsuz geliştirme yönünde samimi bir düşünce ve davranış bütünlüğüne sahip parti; insanlığın geri dönüşsüz nihai kurtuluş yolunu açacaktır. Toplumun gelişim sürecinin temeli olan Tarih, Coğrafya, Teknik ve İnsan Kollektif Aksiyonu adlarıyla özetlenebilecek Üretici Güçler, Bilimsel Sosyalizm’in önemli buluşlarından biridir. Üretici Güçler’in içinden herhangi birini, örneğin insan kollektif aksiyonunu zaafa uğratacak, onun gelişim sürecini zorlaştıracak, önünü tıkayacak etkenler, eğilimler ya da görmezden gelişler ve ihmaller; telafisi imkansız geri gidişler ve karşı devrimlerle sonuçlanabilir. İnsan Kollektif aksiyonu derken, kadınıyla, erkeğiyle, genciyle ve çocuğuyla insanlığın toplumsal, ekonomik ve sosyal davranış, hareket ediş eylemliliği sözkonusudur. Burada insan bütünlüğünün daha başlangıçta yarısını gözden çıkaran ya da onu yeterince değerlendiremeyen bir kollektif aksiyondan bahsedilebilir mi? O kollektif aksiyon üretici gücü, şu veya bu şekilde toplumu etkileyerek kendisini gösterecektir. İnsanlık, bunun sonuçlarını er ya da geç, yaşayarak görecektir. Hep beraber yaşayarak görmedik mi? Görmüyor muyuz? Bu bağlamda Alexandra ile birlikte Rosa Lüksemburg ve Clara Zetkin’i yeniden incelememiz, “erkek” düşünce-davranış eğilim ve alışkanlıklarımızı ve “kadın sosyal sınıfımız”ı bilince çıkartmamız gerek. Kendisine de söylediğim gibi bu emek, Suna arkadaşımızın bize 8 Mart armağanıdır. Şimdi bir başka sosyalist kadından bahsetmek istiyorum; Ellen Meiksins Wood. İlk olarak, Onur Can (Taştan) ve Serkan (Marcan) arkadaşlarımızın önerisi ile, 1985 yılında yazmış olduğu, 1992 basımı “Sınıftan Kaçış” adlı kitabını okudum. Uzman olarak görev aldığım market örgütlenmeleri sırasında okuma fırsatı bulduğum bu kitap, yaşadığımız çeşitli olumsuzluklara, işçilerin örgütlenme azmini ve dinamizmini kırmaya yönelik çeşitli küçük-burjuva aydın eğilim ve yansımalarına karşı birlikte çalıştığımız arkadaşlarıma ve bana güç, yaşama ve savaşma azmi verdi, yazdığım raporlara kaynak oldu. Daha sonra diğer kitapları da türkçeye çevrildikçe okuyoruz ve görüyoruz ki ilerlemiş olması gereken yaşına rağmen bilimsel sosyalizmin ışığını, mücadele azmini ve dinamizmini daha uzun yıllar taşımaya ve paylaşmaya kararlı sevgili Ellen. Ona da ilk ismiyle hitabetmek istiyorum. “Kapitalizm, Demokrasiye Karşı”, “Kapitalizmin Kökeni”, “Sermaye İmparatorluğu” benim bildiğim türkçeye çevrilmiş diğer kitapları. Bu duygu ve düşüncelerle yeniden gözden geçirdiğim bu derleme, umarım 2007 8 Mart’ında, ‘yol’un aydınlanmasına katkıda bulunur. NOT: Bu özet derlemeyi hazırlarken; L. H. Morgan, F. Engels, Dr. Hikmet Kıvılcımlı, K. Marx, Fatma Nudiye Yalçı, George Thomson, C. W. Ceram, Joseph Campbell, Edith Hamilton, Wilhelm Reich, Evelyn Reed’den yararlandım. "BİR"LER YOKMUŞ! "BİN"LER VARMIŞ! "BEN"LER YOKMUŞ! "BİZ"LER VARMIŞ! DEVLET DE YOKMUŞ! KADIN VARMIŞ, İNSAN VARMIŞ! Bir zamanlar, BABUİN denen bir maymun türü varmış. Bu türün yırtıcı ve saldırgan olan erkekleri, dişilerin ve yavruların üzerinde genoside dayalı, ‘çok karılı’, mutlak bir egemenliğe sahipmiş. O zaman besin maddeleri çok kısıtlı ve zor temin edilebiliyormuş. Türünün bebek, genç yavru, güçsüz erkek ve dişilerini parçalayıp yemek ve ayırdetmeksizin onlara tecavüz etmek; doymakbilmez bir etobur olan Babuin erkeğinin günlük davranışlarındanmış. Her güçlü Babuin erkeği, egemenliği altında ezip kanını emdiği küçük bir Babuin sürüsünü güdermiş. Bütün canlılar; yaşama ve türünü devam ettirme içgüdüsüne, yaşam enerjisine sahiptirler. Babuin erkeğinin bencil hayvansal içgüdüyle mutlak egemen bir zorba olarak sivrilmesi, sürüde; yaşama ve türünü devam ettirme içgüdüsüyle kollektif reaksiyonu geliştirmiş. Önce; sürüdeki tüm erkek ve dişileri uzunca bir süre karnında taşıdıktan sonra doğuran, emzirip büyüten analar karşı durmuş Babuin’e. Yenilmişler. Böyle yüzlerce ve binlerce denemelerle uzun yıllar, yüzyıllar, bin yıllar geçmiş. Nihayet birgün; sürünün genç erkek ve genç kızlarını da arkasına alan analar, zorba erkeği sürüden kovup yoketmeyi başarabilmişler. İlkel taş aletleri, (belki de ilk defa) kan emici Babuin’in kalın kafasını kırmakta kullanarak ANACIL bir “düzen” kurmuşlar; yaşayabilme ve türlerini sürdürebilme içgüdüleriyle. Ellerinin, alet kullanarak yaptığı ilk iş; belki de bu olmuştur. Kim bilir? Geri dönüşü önlemek için de, deneme-yanılma ile buldukları bir dizi kural ve yasaklamaları kesin ve acımasız yaptırımlara bağlamışlar. İlkin, yaşlılarla gençlerin cinsel birleşmelerini yasaklamışlar. Daha sonra, başka nedenlerin de etkisiyle, kardeşler arası evlilikten vazgeçmişler. Doğum yapan kadınların yanına erkeklerin sokulmaması ve lohusalık dönemi, doğum yapan kadının ve bebeğin çevresinde sürekli ateş (savunma silahı) yakılması, avdan dönen erkeklerin bir müddet karantinaya alınıp sadece bitkiyle beslenmeleri, av vahşetinden kurtarıldıktan sonra topluma karışabilmeleri vb. yüzlerce yazısız kural; hayvanlığa dönüşü imkansızlaştırmak için gelenekleşmiş... Bu yazıya ilk yorumu yazın / Görüntüleme sayısı: 1294 / Yazdır / Devamı... |