Anasayfa arrow Güncel Haber-Yorum arrow BOLİVYA'DA FAŞİZM İKTİDARI ELE GEÇİRİYOR. MORALES YAKINIYOR
09 09 2010
 
 
BÖLÜMLER
Anasayfa
Kütüphane
Kuvayi Milliye Dergisi
Çeviriler
Kültür Sanat
Kavramlar - Süreçler
Medya Haber-Yorum
Güncel Haber-Yorum
Kamuoyundan
Kamuoyuna
İşçi - Sendikalar
Köylü - Kooperatifler
İşsizlikle Mücadele...
SİTEMİZDE
Şuan 15 konuk çevrimiçi
İSTATİSTİKLER
Üyeler: 83
Haberler: 621
Linkler: 16
Ziyaretçi: 1516589

 
NE MUTLU O YOKSULLARA Kİ

ÖTEKİ DÜNYA ONLARINDIR

ER YA DA GEÇ BU DÜNYA DA

ONLARIN OLACAKTIR

F. ENGELS


GÜNCEL HABER-YORUM
MEDYA HABER-YORUM
KAMUOYUNDAN
KAMUOYUNA
translate from turkish to another language: http://translate.google.com
 
BOLİVYA'DA FAŞİZM İKTİDARI ELE GEÇİRİYOR. MORALES YAKINIYOR PDF Yazdır
Yazar James Petras   
24 09 2008

Bolivyalı faşistler, Bolivya’nın en zengin beş eyaletinde, milli görevlileri zorla atarak, hükümeti destekleyen önderlere, aktivistlere ve seçmenlere küstahça saldırarak, yaralayarak ya da katlederek iktidarı ele geçirdi. Aşırı sağ, 33 ay önce Evo Morales Başkan seçildiğinden bu yana, Morales rejiminin verdiği ödünlerden ve gösterdiği yumuşak tavırdan faydalanarak gücünü artırdı ve bir yandan yasal manevralar, bir yandan da sokak çeteleriyle, en küçük sosyal reform girişimini bile engelleyerek hükümetin işleyişini felce uğrattı.

Evsiz köylülere ve grevdeki madencilere karşı devletin ezici gücünü kullanan Bolivya hükümeti, aşırı sağın meclis’i ele geçirişini, Santa Cruz’daki hava sahalarına el koyarak Başkan’ın sarayına kaçmasına neden oluşunu, toplu taşıma sistemini, federal vergi sistemini, kamu proje ve yatırımlarını durduruşunu iktidarsız bir izleyici gibi seyretti. Daha da kötüsü, paramiliter faşist çeteler, kontrollerinde olan eyaletlerin başkentlerinde Başkan Morales’i destekleyen yerli köylülere tekrar tekrar hakaret etti, dövdü ve onları aşağıladı.

Morales, 10 Ağustos 2008’deki seçimlerde oyların %70’ini aldığı halde faşistlerin yerel gücü ellerine almalarına karşı bir tek önlem bile almadı. Aşırı sağ güçlenir ve yoksul, yerli Bolivyalılara karşı iç savaşa hazırlanırken, Morales hala diyalogdan, ödünden söz ediyor. Bolivya hükümeti, ABD Büyükelçisi Phillip Goldberg’i ancak ABD Büyükelçiliği 3 yıl boyunca bölücülere açıkça finansal destek vererek aşırı sağın yöresel güç kapmasını destekledikten sonra kovdu. Gene de Morales rejimi Washington ile ilişkilerini kesmedi. Büyük olasılıkla, yeni Büyükelçi geldiğinde de aşırı sağ ile işbirliğine Goldberg’in bıraktığı yerden devam edecektir.

Başkan’ın utanç veren pasifliği ile faşist sağın saldırgan politik ataklığı arasındaki karşıtlık gerçekten çarpıcı. Faşistlerin şiddet kullanarak iktidarı ele aldıkları beş eyalet var. Bunlar, yöresel bir kitle örgütü olan Milli Demokratik Konsey’de (CONALDIE) yer alan Santa Cruz, Pando, Beni, Tariha ve Chuquisaca. Bu eyaletlerde yerel yöneticiler, belediye başkanları, işadamları ve toprak sahiplerinin kuruluşları Konsey’in üyeleri. Onların arkasında ise, en önemlisi Cruceno Gençlik Birliği olan ve Morales’in silahsız yerlilerden oluşan taraftarlarını aşağılama, hırpalama hatta öldürme konularında uzmanlaşmış olan aşırı sağcı sokak çeteleri yer alıyor.

Halkın egemenliğinden neo-faşist iktidara

Ayrılıkçı neo-faşist isyan 2005’te, işçi-köylü-madenci hareketinin iktidardaki neo-liberal rejimi devirerek ve yeni, devrimci bir hükümete hazır olarak, sokaklara egemen olmasıyla başladı.

Sokaklarda başlayan bu kitle hareketi, Evo Morales’in ve STK örgütçülüğü yapmış olan Garcia Linera’nın öncülüğünde ve Sosyalizme Hareket (MAS) partisi ile birlikte seçim politikasına yöneldi. Evo Morales, 2005’in Aralık ayında Başkan seçildi ve ılımlı bir politik-ekonomik program arayışıyla sağcı partilerle politik anlaşmalar imzalamaya başladı. Çokuluslu maden şirketleriyle işbirliğine girişildi. Minimal toprak reformları tasarlandı (hiç bir zaman gerçekleştirilmedi) ve ücret ve maaş artışlarının enflasyon oranıyla sınırlı kalmasının ve gelir dağılımının düzeltilmesinin dışında sıkı para politikaları benimsendi.

2006 ortalarına gelindiğinde, aşırı sağ toparlanmaya başlamış ve Anayasal Meclisteki varlığı ile yeni Anayasanın kabul edilmesini engellemişti. Hükümet yalnızca politik reform gündemine odaklanıyor, büyük gaz ve petrol şirketleriyle birlikte iş yapmayı sağlama alıyor, Brezilya ile çıkarlarına ters düşen bir gaz kontratını yeniliyordu. Bu arada, MAS partisinin kentli ve kırsal önderleri üzerindeki etkisini kullanarak, soldaki kitle hareketini etkisizleştirdi (madenciler hariç).

Neo-faşist sağın, parlamento dışındaki şok savaşçılarını kullanarak Anayasal Meclis’te hükümeti destekleyenlere karşı giriştiği saldırılar 2006’nın sonlarından başladı ve 2007 boyunca artarak sürdü. Bir yandan hükümetin yolunu kapatarak, bir yandan da kendi bağımsızlıklarını öne sürerek saldırılarını sürdürdüler. Morales hükümeti, Oruro ve Potosi’deki militan madencilerin istediği, solcu kitleyi harekete geçirme adımını atmaktan kaçındı. Tam tersine, neo-faşist sağın baskıları karşısında geri çekildi ve onlara Anayasa’dan ödün vermeyi önerdi. Morales toprak sahiplerinin toprak reformundan muaf olması konusunda ödünler verdi. Yargı ve bütçe kontrolünü neo-faşistlere bırakarak yolların ve meydanların silahlı çetelerin eline geçmesini kabullendi. 2008’in ortalarına gelindiğinde, sağcılar, ayrılıkçı niyetlerini açıkça belirtmeye başlamış, hükümetinkine paralel polis, gümrük ve mali yönetim sistemlerini kurmuşlardı. Bölücü rejim, işadamlarının, toprak sahiplerinin ve kentli orta sınıf elitlerin önünü açtı. Kendi kurumları ve silahlı adamlarıyla hükümeti destekleyen işadamlarına, yerlilerden oluşan aktivistlere, köylülere, sağlık iççilerine ve diğer kamu çalışanlarına saldırmaya başladı. Devlet iktidarını ele geçirme stratejileri, kitle mitingleri, iş yerlerini kapatma eylemleriyle güç gösterilerine dayanıyordu. Grev çağrılarına kulak vermeyen yerli (Indian) ve köylü Morales destekçilerini kent meydanlarında soyup kamçılayarak onları beyaz, çoğunluğu Avrupalı kalabalıkların önünde aşağılıyorlardı.

Protestodan iktidara

Morales-Garcia rejiminden etkisiz ve cılız bir tepki alan neo-faşistler, 2008’in Ağustos ayında bütün önemli kurumlara kaşı, finansal ve politik güçlerini kullanarak tam bir saldırıya geçtiler. Denetimlerinde olan beş eyaletteki bütün federal kurumlara ve sendikalara yüklendiler. Hava alanlarına hakim olarak, Başkan Morales ve Başkan yardımcısı Garcia dahil olmak üzere hiçbir hükümet yanlısı ya da görevlisinin uçağına iniş izni vermediler.

Neo-faşist bir iç savaşı tetikleyen olay, 8 Ağustos referandumunda Morales-Garcia’nın oyların %67’si ile kazanmasıydı. Bu sonuç, sağın desteğinin yalnızca denetimlerindeki eyaletlerde olduğunu ve seçimle iktidara gelemeyeceğini kanıtlamıştı. Bu beş eyalette bile oyların %40’ını alan Morales, kentlerde güçlü bir azınlığın, kırsal alanda ise köylülerin çoğunun desteğine sahipti.

Kapitalist sınıf, tarihte her zaman ve her yerde yaptığı gibi, mal dağıtımı reformuyla karşılaşınca (reform ılımlı bile olsa) –ve hele korkak, geri çekilen ve barış isteyen bir rejimle karşı karşıya ise- anayasal muhalefet yöntemlerini bir yana attı. Yerel neo-faşist bürokratlara ve Santa Cruz’un zengin gençlerinden oluşan çetelere yanaştı. Bu arada, Morales, polis ve askere kamu binalarını kundakçılara ve saldırganlara karşı koruma emri vermek şöyle dursun, bu devlet güçlerini geri çekilmeye zorluyordu.

Pando ve Tarifa’daki petrol ve gaz hatları sabote edilerek devlete binlerce milyonluk zarar verildi. Sonunda, 11 Eylül 2008’de, yüzden fazla Morales taraftarı köylü, Pando’da, yerel yönetici Leopoldo Fernandez’in silahlı adamları tarafından tuzağa düşürülerek yaralandı ve öldürüldü.

Federal devletin otoritesinin sembollerinin sistematik olarak yok edilmesi ve Morales’i destekleyen köylü ve işçilerin öldürülmesi, 3 yıldır süregiden bölünme ve etnik ve ırkçı bir faşist düzenin kurulma sürecinin son aşamasını başlattı.

Beş eyalette, neo-faşistlerin önderliğindeki iç çatışma milli hükümetten bir karşılık görmeden sürerken, Morales’in bakanları acayip tavırlar alıyorlardı. Garcia-Linera rejimin güçsüzlüğünü rasyonalize eder gibi, 5 eyalette neo-faşistlerin iktidarı ele geçirmelerini, “500 çapulcunun kırıp dökmesi” olarak niteledi. Bolivya alevler içinde iken, neo-faşistler ülkenin neredeyse yarısını ve ülke gelirinin %80’ini ele geçirerek faşist bir iç savaş başlatmışken, İçişleri Bakanı Alfredo Rada ve Savunma Bakanı Walker San Miguel durumu “ülkenin doğusunda ve batısında şiddet kullanılarak suç işlenmesi”ne indirgiyordu.

Morales 12 Eylül 2008’de, süregiden kitle saldırısından habersizmişçesine, neo-faşist yöneticilerle, “önyargısız bir diyalog için” toplantı yapmaya yeltendi. Yani Morales, bu yöneticileri, yüzden fazla köylünün öldürülmesinden sorumlu tutmadığını açıklıyor, petrol ve gaz gibi önemli gelir kaynaklarının ekonomik sabotajını da görmezden geliyordu. Tabii ki neo-faşistler Morales ile bir araya geldiklerinde hiçbir konuda ödün vermediler. Aslında toplantıya gelmelerinin tek nedeni, Morales’in Pando’da 30 köylünün öldürülmesinden sonra sıkıyönetim ilan etmek zorunda kalması idi. Devlet askerleri, hükümet uçaklarını alanlara indirmeyen haydutları nihayet temizledi. Pando’nun sağcı yöneticisi, katliamlardaki rolü nedeniyle tutuklandı. Ancak Pando’daki sıkıyönetim, diğer dört eyaleti etkilememişti.

İyi yönetilen bir hükümete doğru yol alınıyor mu?

Başkan Morales, en sonunda, iki yıl boyunca neo-faşist örgütlenmenin planlamasında direkt rol oynamış olan, neo-faşist savaşa ve yerel yönetimlerin ele geçirilmesine finansal destek veren ABD büyükelçisi Phillip Goldberg’i ülkeden kovdu. Neo-faşist kurumlara ve gençlerin silahlanmasına 125 milyon dolardan fazla ABD fonu aktarılmıştı. Morales’in sıkıyönetim ilan etmesinde, Brezilya, Arjantin ve Venezüella gibi ülkelerin Bolivya’da şiddete son verilmesi çağrısının baskısı da rol oynamıştı. Brezilya ve Arjantin, ülkelerine Bolivya’dan gaz naklinin durmasından etkilenmişlerdi. Şili ve Peru gibi daha sağda olan ülkeler bile faşist bölücülerin yerel iktidarı ele geçirmesinin ülkelerine kötü örnek oluşturacağından korkarak Morales’e harekete geçmesi için baskı yapmışlardı.

Sonuç

Sıkıyönetim ve ABD büyükelçisinin kovuluşu çok gecikmiş de olsa Bolivya’nın bağımsızlığını ve anayasal düzeni korumaya yönelik olumlu adımlar olarak görülebilir. Peki, şimdi ne olacak?

Neo-faşistler, yerel yönetimleri ele geçirdiler. Bolivya’nın en önemli ekonomik kaynaklarının %80’i hala onların kontrolünde. Sağcıların yönetiminde yaşayan nüfusun büyük bir kısmı, merkezi hükümetin korumasından yoksun. Federal askerler yalnızca birkaç petrol ve gaz boru hattını geçici olarak koruyor. Morales, kendisini destekleyerek harekete geçen halkı engelledi ve rejimini koruyabilmek için askerleri kullandı. Ancak Bolivya ordusunun güvenilirliği hiç de garantili değil. Morales rejimini neo-faşist sağa karşı savunan silahlı kuvvetler, geniş yetkilerle, ülkenin geleceğini belirleyen güç olarak ortaya çıkabilir. Andes’de saklanan Morales güvende olabilir ancak onu destekleyenler doğudaki beş eyalette neo-faşist çetelerle karşı karşıya kalmaktadır. Dahası, Morales sağın şiddet gösterileri karşısında, bölücü toprak ağalarına, medya baronlarına, bankacılara ve ziraat tüccarlarına bir kez daha gelir ve güç paylaşımında ödünler vermeye hazır görünüyor.

Geçen üç yılda tekrar tekrar yerliler, köylüler, maden işçileri, yoksul kentliler ve kamu çalışanları örgütlenerek toprak reformları için, petrol ve gaz alanlarının işçilerin kontrolünde kamulaştırma süreci için, daha iyi bir gelir düzeyi için çabaladı. Morales’ten aldıkları yanıt, sıkı para politikası, yabancı şirketlerle anlaşmalar ve büyük tarım fabrikaları oldu. Morales, seçimi kazandığı halde, politik ve ekonomik elitlerle anlaşma uğruna tekrar tekrar hezimete uğradı. Santa Cruz caddelerinde dayak yiyen ve aşağılanan köylülerden, evleri ve büroları kundaklanan sendikacılardan ve Tarija’da sokaklardan kovulan satıcılardan Morales’in alabileceği bir ders varsa, o da faşistlerle “anlaşma” yapılamayacağı olmalıdır. Faşistleri, bol paralı patronlarına ödün vererek yenmeye uğraşmak bir işe yaramaz.

[La Haine’deki İngilizcesinden Üstün B. Reinart tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]


Görüntüleme sayısı: 575 / Yazdır

  Bu yazıya ilk yorumu yazın

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3

 
< Önceki   Sonraki >
SENDİKA KARŞITI İŞVERENE, MÜDÜRE, ŞEFE HAPİS CEZASI !!!

26.09.2004 TARİHİNDEN BERİ YÜRÜRLÜKTE OLAN 5237 NOLU TÜRK CEZA YASASI

İş ve çalışma hürriyetinin ihlâli

MADDE 117. - (1) Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla, iş ve çalışma hürriyetini ihlâl eden kişiye, mağdurun şikâyeti hâlinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir.

(2) Çaresizliğini, kimsesizliğini ve bağlılığını sömürmek suretiyle kişi veya kişileri ücretsiz olarak veya sağladığı hizmet ile açık bir şekilde orantısız düşük bir ücretle çalıştıran veya bu durumda bulunan kişiyi, insan onuru ile bağdaşmayacak çalışma ve konaklama koşullarına tâbi kılan kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis veya yüz günden az olmamak üzere adlî para cezası verilir.

(3) Yukarıdaki fıkrada belirtilen durumlara düşürmek üzere bir kimseyi tedarik veya sevk veya bir yerden diğer bir yere nakleden kişiye de aynı ceza verilir.

(4) Cebir veya tehdit kullanarak, işçiyi veya işverenlerini ücretleri azaltıp çoğaltmaya veya evvelce kabul edilenlerden başka koşullar altında anlaşmalar kabulüne zorlayan ya da bir işin durmasına, sona ermesine veya durmanın devamına neden olan kişiye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.  

Sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi

MADDE 118. - (1) Bir kimseye karşı bir sendikaya üye olmaya veya olmamaya, sendikanın faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, sendikadan veya sendika yönetimindeki görevinden ayrılmaya zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir sendikanın faaliyetlerinin engellenmesi hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(BU CEZALAR PARA CEZASINA ÇEVRİLEMEZ, TECİL EDİLEMEZ)

Ortak hüküm

MADDE 119. - (1) Eğitim ve öğretimin engellenmesi, kamu kurumu veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi, siyasî hakların kullanılmasının engellenmesi, inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme, konut dokunulmazlığının ihlâli ile iş ve çalışma hürriyetinin ihlâli suçlarının;

a) Silâhla,

b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

e) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

İşlenmesi hâlinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

Kişisel verilerin kaydedilmesi

MADDE 135. - (1) Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Kişilerin siyasî, felsefî veya dinî görüşlerine, ırkî kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlâkî eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydeden kimse, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme

MADDE 136. - (1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Nitelikli hâller

MADDE 137. - (1) Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların;

a) Kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle,

b) Belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,

İşlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

İşkence

MADDE 94. - (1) Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan on iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Eziyet

MADDE 96. - (1) Bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştiren kişi hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

MADDE 232. - (2) İdaresi altında bulunan veya büyütmek, okutmak, bakmak, muhafaza etmek veya bir meslek veya sanat öğretmekle yükümlü olduğu kişi üzerinde, sahibi bulunduğu terbiye hakkından doğan disiplin yetkisini kötüye kullanan kişiye, bir yıla kadar hapis cezası verilir.

İŞSİZLİKLE MÜCADELE VE HALK DAYANIŞMASI
İŞÇİ - SENDİKALAR
KÖYLÜ - KOOPERATİFLER
DEM.KİTLE-MSLK.ÖRG.
KAVRAMLAR - SÜREÇLER
 
Top! Top!
Transderm Scop