Anasayfa
30 07 2010
 
 
BÖLÜMLER
Anasayfa
Kütüphane
Kuvayi Milliye Dergisi
Çeviriler
Kültür Sanat
Kavramlar - Süreçler
Medya Haber-Yorum
Güncel Haber-Yorum
Kamuoyundan
Kamuoyuna
İşçi - Sendikalar
Köylü - Kooperatifler
İşsizlikle Mücadele...
SİTEMİZDE
Şuan 11 konuk çevrimiçi
İSTATİSTİKLER
Üyeler: 82
Haberler: 620
Linkler: 16
Ziyaretçi: 1500592

 
NE MUTLU O YOKSULLARA Kİ

ÖTEKİ DÜNYA ONLARINDIR

ER YA DA GEÇ BU DÜNYA DA

ONLARIN OLACAKTIR

F. ENGELS


GÜNCEL HABER-YORUM
MEDYA HABER-YORUM
KAMUOYUNDAN
KAMUOYUNA
NEZİH GENÇLER: KRİZ; CAN ÇEKİŞEN SİSTEMİN TA KENDİSİ PDF Yazdır
Yazar Nezih Gençler   
15 11 2008

KRİZ BAHANE. AMAÇ; ÖLÜMÜ GÖSTERİP HALKI AÇLIĞA VE KÖLELİĞE RAZI ETMEK

Sistemin doğası gereği yaklaşık her on yılda bir yaşanan ve adına “kriz” denen depremler, yaşam düşmanı holdinglerin ve işverenlerin gasp ve talan eğilimlerinden kaynaklanan can çekişme belirtileri. Kendi banka, holding ve şirketlerinin yollu-yolsuz çıkarlarını büyük insanlığın açlığı ve işsizliği pahasına sınırsızlaştırmaya çalışan bir avuç azınlık, toplumsal değerlerin büyük bir kısmını gasp ediyor. Halk, kendisine bırakılan artıklarla açlık sınırında yaşam savaşı verirken, en temel yaşamsal gıda-giyim-barınma araçlarını bile tüketememeye mahkum oluyor. Tüm o toplumsal değerleri üretenler, bir günde harcadıkları işgüçlerini ertesi gün yeniden üretebilmek için gerekli olan temel beslenme-giyinme-barınma madde ve araçlarını tüketemiyorlar. Çünkü işgüçlerinin sözde karşılığı olarak aldıkları asgari-azami ücret ile temel yaşamsal madde ve araçlardan yeterince satın almaları imkansız...

İnsan neden üretir? Yaşamayı sağlayıp geliştirmek için. Yani üretim ve tüketim; birbirinin antitezi olan, birbirinden ayrılmaz et ile tırnak. Üretim varsa tüketim de vardır. Olmalıdır. Tüketim varsa üretim de vardır ve olur. Oysa sistem, üretimi olanaklı tüketimi olanaksızlaştırıyorsa, bu süreci her geçen gün yaygınlaştırıp müzminleştiriyorsa; o sistem ya terk edilmelidir ya da o sistem içinde yaşam terk edilir. Bu sistemi sürdürmek isteyen üretim ilişkileri ya da üretim araçları sahipleri artık normal bir toplumsal düzenin temsilcileri olmaktan çıkıp YAŞAM DÜŞMANI güçler haline gelirler. Çünkü böyle bir toplumda büyük çoğunluğun yaşaması her geçen gün olanaksızlaşır. Sollu-sağlı iktisatçılar sistemin dönemsel olarak ya da belirli aralıklarla tıkanıklık yaşadığını söylüyorlar. Bunun kocaman bir yalan olduğu açık-seçik ortada. Çünkü özellikle 20. Yüzyıl başından beri yaşanan süreç göstermiştir ki sistemin kendisi bir büyük krizdir. Yani her 10 yılda bir sistem tıkanıp kriz yaşanmıyor. 19. Yüzyılın ikinci yarısından beri çöken, yok olup yok eden, dünyayı yaşanmaz kılan, geçen yüzyıl iki büyük dünya savaşıyla toplu insan kıyımı yapan, daha sonra da müzminleşmiş bölgesel savaşlarla dünyayı ve insanlığı tehdit eden büyük bir tek “kriz” sürecinin içindeyiz.

Bu sistem çöküyor. Çünkü canlılığın ve yaşamın en temel dayanağı olan üretim-tüketim bütünlüğü parçalanıyor. Büyük insanlığa üretin ama tüketmeyin deniyor. Peki ne olacak üretilenler? Kim tüket(ebil)ecek üretilenleri? Tüketim gücü her geçen gün azalan yani yoksullaşan halk mı? Hadi birkaç gün tüketmeden ürettik diyelim. 5. gün nasıl üreteceğiz işgücümüzü? İşgücümüzü üretemeden nasıl yeniden çalışmaya, üretmeye başlayabiliriz? Değerli yazarımız Çetin Usta’nın dediği gibi: Emekçiye her gün kriz var! Bu sistemin kendisi başlı başına bir kriz.

Peki ne yapmalı? Ürettiğimiz kadar tükettiğimiz, tükettiğimiz kadar da ürettiğimiz, ihtiyaçlarımızı rahatlıkla karşılayabildiğimiz, bir gün önceki üretimde tükettiğimiz işgücümüzün karşılığı olarak hak ettiğimiz kazanımımızla temel gıda-giyim-barınma vs. tüketimlerini rahatça yapabileceğimiz, dolayısıyla bir sonraki üretimlere de katılabilmek için gücümüzü yenileyebildiğimiz bir sistemde ne kriz olur ne de o sistemin kendisi bir büyük krize dönüşür. Peki böyle bir sistemi kurmak çok mu zor? Hayır, hiç de zor değil. Yeter ki hiç değilse ağaçlar kadar yaşama ve türümüzü sürdürme güdülerimizi yitirmiş olmayalım. Gerisi, üretici güçlerin gelişimine yani yaşamın gereklerine ve zorunluluğuna uygun üretim ilişkilerini topluma egemen kılmaya kalıyor.

Bugün bize dayatılan; işsizliğe ve açlığa mahkum bir şekilde üretim yapmamızdır. Yaşam düşmanları bu mahkumiyetimizi “kriz var” diyerek müzminleştirmek istiyor. “Kriz var işten atarım, ben krizden dolayı zarar ettim, sen de ya ucuza çalışırsın ya da işsiz (ücretsiz) çalışırsın (dolaşırsın)” diyor. Mevcut yasaları bile bize çok görüyor. Oysa onların da uymak zorunda olduğu yasalar var, ister krizli ister marizli ortamda…

NEREDEN BAŞLAMALI?

Şu an bir çok sektörde, işverenler, “krizin yönetilmesi” adına işsizlik tehdidi ile çalışan yığınlara sürüleşmeyi dayatmakta.

İşte bu noktadan başlamalıyız doğurup dokumaya, insan olduğumuzu hatırlayıp onurumuzu, işgücümüzü, canımızı, ailelerimizi, çocuklarımızı; kısaca yaşamımızı savunmaya…

İşverenlerin ve onların sollu-sağlı-televoleci-iktisatçı sözcüleri kriz ile yatıp kriz ile kalkıyorlar. Krizin etkisiyle yoğun ve topluca işten çıkarmalardan dert yanıyorlar. Krizi bahane ederek başımızın üzerinde Demoklesin kılıcı gibi sallandırılan işsizlik tehditlerinden korkmamalıyız. Çünkü kolay kolay işten atamazlar. Ayrıca korkunun ecele faydası yok. Hâlâ geçerli olan yasalara göre ister kamuda olsun ister özelde, işveren işyerinin tamamını ya da bir kısmını kapatmadan seni işten atamaz. Kıdem tazminatını verse bile atamaz. Hele seni işten atacağı tarihten 6 ay öncesinden beri işçi alımı yaptıysa hiç atamaz. Atarsa çok ağır para cezaları ödemek zorunda sana. Örneğin kıdem tazminatından başka en az 8 ile en çok 24 aylık ücretin kadar kötü niyet ya da sendikal tazminat ödemek zorunda. Ya da seni tekrar işe almak zorunda. Tabi sen işten atıldığın tarihten itibaren 1 ay içinde işe iade davası açmak zorundasın. Sendikal örgütlenmenin başladığı ya da sendikal örgütlülüğün olduğu yerlerde bu davaların açılması için gerekli dava masrafları sendikalar tarafından karşılanır. Ve dava iş hukukunu iyi bilen sendika avukatları tarafından yürütülür. Bu tip davaların %99’u işçilerin lehine sonuçlanıyor.

Bu gerçeği işverenler de çok iyi bildikleri için işçileri yıldırıp istifa ettirtmek için her türlü yola başvuruyorlar. Çünkü sen istifa edersen hem kıdem tazminatını yakmış oluyorsun, hem dava açma hakkından feragat ediyorsun, hem de işsizlik parasını alamıyorsun. Sık sık bölüm değişiklikleri, işyeri değişiklikleri, işçilerin oturdukları yerlerden uzak yerlerdeki işyerlerinde çalışmaya zorlanmaları, keyfi uygulamaların sıklaştırılması, tutanaklar, savunmalar, hırsız, yalancı, dolandırıcı suçlamaları… Kalite kontrol halkaları, şeflik, usta başılık, takım liderliği … İşçileri kariyer peşinde koşturmak, birbirlerini ispiyonlamaya itmek… Yağcılık mekanizmalarını yaygınlaştırıp kurumsallaştırmak… “Bak usta, bizde böyle, beğenmiyorsan basar istifayı gidersin! Ben seni atarsam iş bulamazsın. Ama sen istifa edip gidersen sana referans olurum!” diyorlar. Asla istifa ederek işten ayrılma. Tüm bu baskı ve yalanlar, sömürü ve talan düzenini işsizlik ve kriz yönetimleri ile sürdürmeye hizmet ediyor. Ne kadar çok işsiz olursa, çalışanlar da daha şiddetli kölelik şartlarına mahkum edilebilir.

Savunma barikatımızı buralardan başlamalıyız kurmaya. Onun için de ailelerimizden, kardeşlerimizden bile daha fazla beraber olduğumuz işçi kardeşlerimizle işyerlerinde birlik-dayanışma-kardeşlik grupları ile işten atılmalara, baskılara, böl-yönet oyunlarına hazırlıklı olmalıyız. Sadece işyerinde değil hayatın her alanındaki sorunlarımızı paylaşıp birlikte çözüm yolları için yardımlaşmayı gelenekleştirmeliyiz. Bunu her şeyden önce kendimiz, eşlerimiz, çocuklarımız için gerçekleştirmeliyiz. İşyerinde dürüst, kişilikli arkadaşlarımızla kuracağımız bu birlik ve dayanışma grupları ile; kendine güvenemeyen, işverenin gücüne karşı hiçbir şey yapılamayacağına inanan, baskı ve tehditlere karşı direnemeyip işten istifa etmeyi düşünen ya da işverene şirin görünerek sorunlarını çözmeye çalışan, hatta yağcı ve ispiyoncu arkadaşlarımızın da zamanla etkilenip işverene dönük olan yüzlerini arkadaşlarına çevireceklerine, “Allah’tan başka tapılacak bir güç olamayacağı”nı anlayacaklarına, kendilerine ve kendileri gibi olan işçi kardeşlerine güvenmekten başka bir yol olmadığını göreceklerine emin olun…

Sendikalı ya da sendikasız, sigortalı ya da sigortasız çalışalım, yaşamımızı savunmak, işimizi savunmaktan geçiyor. Güven, samimiyet, dayanışma temelinde yaşamın savunulması için sendikalı-sendikasız tüm işyerlerinde yaşam savunucularının yaşam düşmanlarına karşı örgütlenmesi zorunludur. Yaşamın savunulabilmesi için işçi kardeşlerimizin duygu, düşünce ve davranış birliğini sağlayabilecek işyeri dayanışma gruplarını oluşturalım.


Görüntüleme sayısı: 1459 / Yazdır

  Yorumlar (1)
Yazan nsrn, 18-11-2008 00:16 , IP: 78.177.130.53
her yazıda olduğu gibi yine çok doğru şeyler yazmışsın abicim... devamını bekliyoruz!

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3

 
< Önceki   Sonraki >
----- EN ÇOK OKUNANLAR -----
ÜYE GİRİŞ FORMU





Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun
SENDİKA KARŞITI İŞVERENE, MÜDÜRE, ŞEFE HAPİS CEZASI !!!

26.09.2004 TARİHİNDEN BERİ YÜRÜRLÜKTE OLAN 5237 NOLU TÜRK CEZA YASASI

İş ve çalışma hürriyetinin ihlâli

MADDE 117. - (1) Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla, iş ve çalışma hürriyetini ihlâl eden kişiye, mağdurun şikâyeti hâlinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir.

(2) Çaresizliğini, kimsesizliğini ve bağlılığını sömürmek suretiyle kişi veya kişileri ücretsiz olarak veya sağladığı hizmet ile açık bir şekilde orantısız düşük bir ücretle çalıştıran veya bu durumda bulunan kişiyi, insan onuru ile bağdaşmayacak çalışma ve konaklama koşullarına tâbi kılan kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis veya yüz günden az olmamak üzere adlî para cezası verilir.

(3) Yukarıdaki fıkrada belirtilen durumlara düşürmek üzere bir kimseyi tedarik veya sevk veya bir yerden diğer bir yere nakleden kişiye de aynı ceza verilir.

(4) Cebir veya tehdit kullanarak, işçiyi veya işverenlerini ücretleri azaltıp çoğaltmaya veya evvelce kabul edilenlerden başka koşullar altında anlaşmalar kabulüne zorlayan ya da bir işin durmasına, sona ermesine veya durmanın devamına neden olan kişiye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.  

Sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi

MADDE 118. - (1) Bir kimseye karşı bir sendikaya üye olmaya veya olmamaya, sendikanın faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, sendikadan veya sendika yönetimindeki görevinden ayrılmaya zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir sendikanın faaliyetlerinin engellenmesi hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(BU CEZALAR PARA CEZASINA ÇEVRİLEMEZ, TECİL EDİLEMEZ)

Ortak hüküm

MADDE 119. - (1) Eğitim ve öğretimin engellenmesi, kamu kurumu veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi, siyasî hakların kullanılmasının engellenmesi, inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme, konut dokunulmazlığının ihlâli ile iş ve çalışma hürriyetinin ihlâli suçlarının;

a) Silâhla,

b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

e) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

İşlenmesi hâlinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

Kişisel verilerin kaydedilmesi

MADDE 135. - (1) Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Kişilerin siyasî, felsefî veya dinî görüşlerine, ırkî kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlâkî eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydeden kimse, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme

MADDE 136. - (1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Nitelikli hâller

MADDE 137. - (1) Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların;

a) Kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle,

b) Belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,

İşlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

İşkence

MADDE 94. - (1) Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan on iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Eziyet

MADDE 96. - (1) Bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştiren kişi hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

MADDE 232. - (2) İdaresi altında bulunan veya büyütmek, okutmak, bakmak, muhafaza etmek veya bir meslek veya sanat öğretmekle yükümlü olduğu kişi üzerinde, sahibi bulunduğu terbiye hakkından doğan disiplin yetkisini kötüye kullanan kişiye, bir yıla kadar hapis cezası verilir.

İŞSİZLİKLE MÜCADELE VE HALK DAYANIŞMASI
İŞÇİ - SENDİKALAR
KÖYLÜ - KOOPERATİFLER
DEM.KİTLE-MSLK.ÖRG.
KAVRAMLAR - SÜREÇLER
 
Top! Top!
Transderm Scop