Anasayfa arrow Güncel Haber-Yorum arrow TBMM BAŞKAN VEKİLİ ŞÜKRAN GÜLDAL MUMCU'NUN 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ KONUŞMASI
09 09 2010
 
 
BÖLÜMLER
Anasayfa
Kütüphane
Kuvayi Milliye Dergisi
Çeviriler
Kültür Sanat
Kavramlar - Süreçler
Medya Haber-Yorum
Güncel Haber-Yorum
Kamuoyundan
Kamuoyuna
İşçi - Sendikalar
Köylü - Kooperatifler
İşsizlikle Mücadele...
SİTEMİZDE
Şuan 12 konuk çevrimiçi
İSTATİSTİKLER
Üyeler: 83
Haberler: 621
Linkler: 16
Ziyaretçi: 1516587

 
NE MUTLU O YOKSULLARA Kİ

ÖTEKİ DÜNYA ONLARINDIR

ER YA DA GEÇ BU DÜNYA DA

ONLARIN OLACAKTIR

F. ENGELS


GÜNCEL HABER-YORUM
MEDYA HABER-YORUM
KAMUOYUNDAN
KAMUOYUNA
translate from turkish to another language: http://translate.google.com
 
TBMM BAŞKAN VEKİLİ ŞÜKRAN GÜLDAL MUMCU'NUN 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ KONUŞMASI PDF Yazdır
Yazar Ş. Güldal Mumcu   
29 11 2008

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKAN VEKİLİ ŞÜKRAN GÜLDAL MUMCU’NUN 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ (2008) DOLAYISIYLE İLLERİN ÖĞRETMEN TEMSİLCİLERİNİ KABULÜNDEKİ KONUŞMASI

Sevgili Öğretmenlerim,

“Yükselen yeni nesil sizin eseriniz olacaktır!..”

 (Gecikmeden dolayı özür dileriz. V.P.)

Sizlere Cumhuriyetimizi kuran Yüce Önderimiz ve Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle hoş geldiniz diyorum.

81 ilden öğretmen arkadaşlarınızı temsilen buradasınız. Ama bakıyorum, kadın temsilci sayısı erkeklerden daha az. Ben isterdim ki, kadın erkek eşit sayıda olsun ve yaşamın her anında olması gereken eşitlik buraya da yansısın.

Değerli Öğretmenlerim,

İnsan yetiştirmenin, sadece okuma-yazma, toplama çıkarma öğretmek değil, adeta bir eser meydana getirmek olduğunu, bütün kuşakların sorumluluğunu yüklenmeninse kolay olmadığını biliyorum. Yine biliyorum ki, Atatürk’ü her an daha çok özlememize yol açan dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmeler ve sizlerin içinde bulunduğu şartlar dolayısıyla işinizin zor.

Evet, yükselen yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Yeni doğan her bebekle “yeni nesil” sürecinin yeniden başladığını söylemek mümkündür.

Bir devinim söz konusudur. Dünyaya gelen her insan eğitim görme, kendini geliştirme hakkına sahiptir. Doğan her insanın beyninin ışıldaması ve bu ışığı tüm topluma yayması, ancak sizlerin ona vereceği, hurafelerden, küflü geleneklerden, taassuptan arınmış, sevgiye, bilgiye, yaratıcılığa, dayanışmaya dayalı çağdaş ve laik bir eğitimle gerçekleşebilir.

Ulu Önder Atatürk, Samsun’da 22 Eylül 1924 tarihinde öğretmenlere seslendiği konuşmasında “Ben burada yalnız yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni kuşaklara vereceği eğitimin ulusal eğitim olduğunu kesinlikle belirttikten sonra diğerleri üzerinde durmayacağım, ne demek istediğimi kısa bir örnekle açıklayacağım: Efendiler! Yeryüzünde üç yüz milyonu aşkın Müslüman vardır. Bunlar ana, baba, hoca eğitimiyle eğitim ve terbiye almaktadırlar. Ancak üzülerek söylüyorum, işin gerçek olan yanı şudur ki bütün bu milyonlarca insan şunun ya da bunun esaret ve zillet zincirleri altındadır. Aldıkları manevi eğitim ve terbiye onlara bu kölelik zincirlerini kırabilecek insanlık değerlerini vermemiştir, veremiyor. Çünkü, eğitimlerinin hedefi ulusal eğitim değildir” demiştir.

Anlaşılacağı üzere, Atatürk'ün belirlemiş olduğu "ülkeyi çağdaş uygarlık düzeyine çıkarma" hedefinin gerçekleştirilmesinde en etkili yol olan eğitimin temel ilkelerini şu üç noktada toplamak mümkündür: Ulusal, laik, bilimsel bir eğitim…

Her biriniz, geriye dönüp baktığınızda “işte benim eserim” diyebileceğiniz, bu ülkeye, onun kuruluş felsefesine yaraşır, çağdaş bilgilerle donatılmış, zihinleri aydınlık ve kendinizle de kıvanç duyabilmenizi sağlayan nesiller görebiliyorsanız; “işte Başöğretmenimizin istediği gibi, laik cumhuriyete yakışan, kafasının içi ve dışı örtülmemiş, bir eser ortaya çıkardım” diyebiliyorsanız, görevinizi layıkıyla yapmışsınız demektir.

Ulusal ve LAİK EĞİTİM sayesinde, beyinleri aydınlanmanın ışığıyla ve sevgiyle parlamış nesiller yetiştirmekte engeller peşinizi bırakmayacaktır. İşiniz bu nedenle zor, sorumluluğunuz büyüktür.

Nitekim Atatürk de, 25 Ağustos 1924’te Ankara’da toplanan Muallimler Birliği Kongresi’nde bu zorluğu ve sorumluluğu: “Yeni nesli, Cumhuriyet’in fedakâr öğretmen ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin değeri, sizin maharetiniz ve fedakârlığınızın derecesiyle orantılı olacaktır. Cumhuriyet, düşünce, bilgi, fen ve beden yönünden kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister. Yeni nesli bu nitelik ve yeteneklerle yetiştirmek sizin elinizdedir. Sizin başarınız, cumhuriyetin başarısı olacaktır. Arkadaşlar, yeni Türkiye’nin birkaç yıla sığdırdığı askerî, siyasî, idarî devrimler sizin… saygı değer öğretmenler, sosyal ve fikrî inkılâptaki başarılarınızla desteklenecektir. Hiçbir zaman hatırlarınızdan çıkmasın ki, «Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdânı hür, irfânı hür» nesiller ister diyerek vurgulamıştır.

Sevgili Öğretmenlerim,

Bu görevi yerine getirmenin uzun soluklu bir uğraş olduğunu biliyorum. Özellikle de kızlarımızın çağdaş değerlere, laik cumhuriyete yaraşır eğitimi, bu büyük çabanın ve sorumluluğun en önemli unsurudur.

Türk toplumunun yeniden şekillendirilmesinde Türk kadınının rolünü çok iyi bilen Atatürk, eğitim sistemimizde kadın eğitimine ayrı bir yer vermiştir.

30 Ağustos 1925’te Kastamonu’da yaptığı tarihî konuşmasında, konunun önemini “Bir sosyal topluluk, bir millet, erkek ve kadın denilen iki tür insandan oluşur. Kabil midir ki bir kitlenin bir parçasını geliştirelim, diğerine müsamaha edelim de kitlenin bütünü ilerletilebilmiş olsun. Mümkün müdür ki bir insan topluluğunun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer bölümü gökyüzüne yükselebilsin!?.. Şüphe yok, gelişmenin adımları, iki cins tarafından beraber, arkadaşça atılmalı, gelişme ve yenilik alanında birlikte, kesin bir mesafe alınmalıdır. Ancak böyle olursa inkılâp başarılı olur” sözleriyle belirtmiştir.

Kadınlarımızın hem zihnen hem dış görünümleriyle çağdaş olmaları, kendilerinden utanmamaları, taassubun baskılarından korkmamaları gerektiği, Cumhuriyetimizin kuruluşundan 85 yıl sonra artık anlaşılmış olmalıdır. 

Atatürk, bu konuya verdiği önemi, yine aynı Kastamonu konuşmasında şöyle ifade etmektedir:

"Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki, başına bir bez, peştemal veya buna benzer bir şeyler atarak yüzünü gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın manası neye delalet eder? Medeni bir millet anası, bir millet kızı bu garip şekle, bu vahşi vaziyete girer mi? Bu hal milleti çok gülünç gösteren bir manzaradır ve derhal düzeltilmesi lazımdır".

28 Ağustos 1925 tarihinde İnebolu Türk Ocağı’nda yaptığı giyim ve şapka hakkındaki konuşmasında, Sevgili Atatürk önce “köylerde değil, özellikle kasabalarda ve şehirlerde kadın arkadaşlarımızın yüzlerini ve gözlerini çok kesif ve itina ile kapatmakta olduklarını gördüm” tespitini yapmış ve bu durumun nedenini de,

“- Erkek arkadaşlar, bu biraz da bizim hodbinliğimizin eseridir; çok iffetli ve dikkatli olmamızın gereğidir. Fakat muhterem arkadaşlar, kadınlarımız da bizim gibi aklı eren, düşünebilen insanlardır” sözleriyle açıkladıktan sonra;

"Onlar yüzlerini cihâna göstersinler ve gözleri ile cihânı dikkatle görebilsinler. Bunda korkulacak bir şey yoktur. Korkmayınız. Bu gidiş zorunludur. Bu zorunluluk bizi yüksek ve önemli bir neticeye götürüyor” dedikten sonra şu uyarıda bulunmuştur:

“- Önemli olarak şunu ihtar ederim ki, bu halin muhafazasında inat ve taassup, hepimizi her an kurbanlık koyun olmak istidadından kurtaramaz."

Değerli Öğretmenlerim,

Cumhuriyet devriminin, çocuklarımızı cinsiyetine bakmaksızın hurafelerin karanlığından kurtarıp çağdaş, aydınlık ve sevgi dolu beyinlere kavuşturma şeklinde özetleyebileceğimiz kurucu felsefesi, siz öğretmenlerimizin elleriyle, emeğiyle yaşama geçecektir.

Eğitim dünyamızın siz değerli meşalelerinin, kadın erkek el ele vererek bu güzel ülkemizin kuruluş felsefesine yaraşır, çocuklarımızı çağdaş düzeye çıkaracak eğitimi verdiğinizden, özellikle kızlarımızın laik ve çağdaş eğitimini desteklemek, özendirmek için tüm çabayı gösterdiğinizden hiç kuşkum yok. Eğer kızlarımıza verdiğimiz eğitim onları kapayacak, çağdaşlıktan uzaklaştıracak, evrene, dünyaya açılmalarını kısıtlayacak en küçük bir bağnazlığa izin verirse, şu anda başkan vekili bulunduğum Türkiye Büyük Millet Meclisimizin kuruluş felsefesini de inkar etmiş oluruz.

Saygıdeğer Öğretmenlerim,

Bizleri yetiştirip bugünlere taşımış öğretmenlerimize şükranlarımı sunuyor, aramızdan ayrılanları rahmetle anıyorum.

Siz öğretmenlerimizin layık olduğu insanca yaşama düzeyini sunmak, eğitim sisteminin Başöğretmenimizin bize hedef olarak gösterdiği düzeyde olmasını sağlamak Türkiye Büyük Millet Meclisinin önde gelen görevlerinden biridir. Bu görevin yerine getirilmesinde kusur varsa ben Meclis adına özür diliyorum; ama bu eksik ve kusurların aşılmasında, inanıyorum ki Yüce Meclis gereken çabayı gösterecektir. Bunun takipçisi olacağımdan emin olabilirsiniz

Sizler, yüksek bir ruhla, vakarla bu hataları affediyor, çocuklarımızı, torunlarımızı yetiştirmeye devam ediyorsunuz.

Sağ olun, var olun!..

24 Kasımlar, dönüp geçmişe baktığımızda Başöğretmenimizin bize gösterdiği hedefler ve bu hedeflerin bize yüklediği sorumluluklar açısından nereye geldiğimizi yeniden değerlendirme olanağı sağladığı için önemlidir.

80’inci yılında 24 Kasım’ı borçlu olduğumuz Başöğretmen Sevgili Atatürk’ü, savaş ortasında ordudan, silahtan da öncelikli gördüğü, Kurtuluş Savaşını kürsülerinden yönettiği ve bize aynı kürsülerden Cumhuriyeti armağan ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisi adına sizlere teşekkür etme imkanını ve onurunu sağladığı için minnetle anıyor, Onun Meclisi’nde sizleri şükran ve sevgiyle selamlıyor, saygılarımı sunuyorum.

TEŞEKKÜRLER ÖĞRETMENİM!..


Görüntüleme sayısı: 531 / Yazdır

  Bu yazıya ilk yorumu yazın

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3

 
< Önceki   Sonraki >
SENDİKA KARŞITI İŞVERENE, MÜDÜRE, ŞEFE HAPİS CEZASI !!!

26.09.2004 TARİHİNDEN BERİ YÜRÜRLÜKTE OLAN 5237 NOLU TÜRK CEZA YASASI

İş ve çalışma hürriyetinin ihlâli

MADDE 117. - (1) Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla, iş ve çalışma hürriyetini ihlâl eden kişiye, mağdurun şikâyeti hâlinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir.

(2) Çaresizliğini, kimsesizliğini ve bağlılığını sömürmek suretiyle kişi veya kişileri ücretsiz olarak veya sağladığı hizmet ile açık bir şekilde orantısız düşük bir ücretle çalıştıran veya bu durumda bulunan kişiyi, insan onuru ile bağdaşmayacak çalışma ve konaklama koşullarına tâbi kılan kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis veya yüz günden az olmamak üzere adlî para cezası verilir.

(3) Yukarıdaki fıkrada belirtilen durumlara düşürmek üzere bir kimseyi tedarik veya sevk veya bir yerden diğer bir yere nakleden kişiye de aynı ceza verilir.

(4) Cebir veya tehdit kullanarak, işçiyi veya işverenlerini ücretleri azaltıp çoğaltmaya veya evvelce kabul edilenlerden başka koşullar altında anlaşmalar kabulüne zorlayan ya da bir işin durmasına, sona ermesine veya durmanın devamına neden olan kişiye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.  

Sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi

MADDE 118. - (1) Bir kimseye karşı bir sendikaya üye olmaya veya olmamaya, sendikanın faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, sendikadan veya sendika yönetimindeki görevinden ayrılmaya zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir sendikanın faaliyetlerinin engellenmesi hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(BU CEZALAR PARA CEZASINA ÇEVRİLEMEZ, TECİL EDİLEMEZ)

Ortak hüküm

MADDE 119. - (1) Eğitim ve öğretimin engellenmesi, kamu kurumu veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi, siyasî hakların kullanılmasının engellenmesi, inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme, konut dokunulmazlığının ihlâli ile iş ve çalışma hürriyetinin ihlâli suçlarının;

a) Silâhla,

b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

e) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

İşlenmesi hâlinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

Kişisel verilerin kaydedilmesi

MADDE 135. - (1) Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Kişilerin siyasî, felsefî veya dinî görüşlerine, ırkî kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlâkî eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydeden kimse, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme

MADDE 136. - (1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Nitelikli hâller

MADDE 137. - (1) Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların;

a) Kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle,

b) Belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,

İşlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

İşkence

MADDE 94. - (1) Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan on iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Eziyet

MADDE 96. - (1) Bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştiren kişi hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

MADDE 232. - (2) İdaresi altında bulunan veya büyütmek, okutmak, bakmak, muhafaza etmek veya bir meslek veya sanat öğretmekle yükümlü olduğu kişi üzerinde, sahibi bulunduğu terbiye hakkından doğan disiplin yetkisini kötüye kullanan kişiye, bir yıla kadar hapis cezası verilir.

İŞSİZLİKLE MÜCADELE VE HALK DAYANIŞMASI
İŞÇİ - SENDİKALAR
KÖYLÜ - KOOPERATİFLER
DEM.KİTLE-MSLK.ÖRG.
KAVRAMLAR - SÜREÇLER
 
Top! Top!
Transderm Scop