Anasayfa arrow Güncel Haber-Yorum arrow SEYİT RIZA ANILDI...
05 09 2010
 
 
BÖLÜMLER
Anasayfa
Kütüphane
Kuvayi Milliye Dergisi
Çeviriler
Kültür Sanat
Kavramlar - Süreçler
Medya Haber-Yorum
Güncel Haber-Yorum
Kamuoyundan
Kamuoyuna
İşçi - Sendikalar
Köylü - Kooperatifler
İşsizlikle Mücadele...
SİTEMİZDE
Şuan 3 konuk çevrimiçi
İSTATİSTİKLER
Üyeler: 78
Haberler: 621
Linkler: 16
Ziyaretçi: 1515532

 
NE MUTLU O YOKSULLARA Kİ

ÖTEKİ DÜNYA ONLARINDIR

ER YA DA GEÇ BU DÜNYA DA

ONLARIN OLACAKTIR

F. ENGELS


GÜNCEL HABER-YORUM
MEDYA HABER-YORUM
KAMUOYUNDAN
KAMUOYUNA
translate from turkish to another language: http://translate.google.com
 
SEYİT RIZA ANILDI... PDF Yazdır
Yazar Vatan Postası   
16 11 2009

 “Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Etrafta hiç kimse yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa bağırdı: ‘Evlâdı Kerbelayık. Bihatayık. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir’ dedi.

Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi, sandalyeye ayağıyla tekme vurdu ve kendini astı. Gömüleceği yer türbe olmasın diye cenazesi de yakıldı.”

 

Bu insan katliamı ve yasadışı idam ve imfazlardan hesap sorulmalıdır. Hatta İsmet İnönü ve İhsan Sabri Çağlayangil; "Pazartesi günü Mustafa Kemal Elazığ'da olacak. O gelmeden, Cumartesi ve Pazar mahkemeyi toplayın, gerekirse vekil savcı ve hakim bulun ve Pazar günü Seyit Rıza ile arkadaşlarını hemen asın. Çünkü yöre halkının talebi ile Mustafa Kemal Seyit Rıza'yı ve arkadaşlarını affeder" dedikleri tüm anı ve belgelerle ispatlanmıştır. İttihat gelenekli Yahudi ve mason çetenin devlet içinde devlet gizli örgütü işlemiştir bu cinayeti...

 

-”Evladi Kervelayme, be gunayime, Ayvo Zulumo, Cinayeto”.
(Kerbela çocuklarıyız, suçsuzuz, ayıptır, zulümdür, cinayettir.)


“Ben sizin yalan ve hilelerinizle başedemedim, bu bana dert oldu ama ben de sizin önünüzde eğilmedim, bu da size dert olsun”…

SEY RIZA (1860-15.11.1937)

http://www.dersim.biz/assets/images/SayitRizave_Babasi_Sayit_Ibrahim02.jpg
Seyit Rıza'nın babası Seyit İbrahim, Yusuf Ağa ve oğlu…
 
Seyit Rıza ve arkadaşları
 
YAŞAMI VE MÜCADELESİNDEN KESİTLER

Seyit Rıza kimdir?

Seyit Rıza nerede ve ne zaman doğmuştur?

Seyit Rıza’nın doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. Ancak 1860-62 arasında dağduğu tahmin edilimektedir. İdam tarihi 15 Kasım 1937dir. N.Dersimi, Seyit Rıza asılırken kendi ağzından “75 yaşında” olduğunu söylediğini yazmaktadır. 1920’li yılların sonlarında Dersim ile ilgili bilgi toplamaya başlayan ve 1931 yılında “Derebeyi ve Dersim” adlı kitapçığı yazan N. H. Uluğ, taa o yıllarda Seyit Rıza’nın “altmış beş yaşlarında” olduğunu yazmaktadır, (age/39). Hem tahmini hesaplamalardan hem de bu beyanlardan Seyit Rıza’nın 75 yaşlarında olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Seyit Rıza, Hozat’ın Sin nahiyesine bağlı Ağdat köyündendir, (İddianame, Munzur, sy.20/sf.46). Cumhuriyet Savcısı Hatemi Şahanoğlu tarafından okunan iddianamede ”Viyalık” (Viyalıke) ve “Sosenkale” (Sesenkale) adındaki yerlerde oturduğu yazılıdır. Viyalıke¹, Şine (Sin) köyü yakınlarında bir mıntıkadır. Baba İbrahim’in Qırğanlılar tarafından öldürülmesinden sonra, Seyit Rıza bu mıntıkada bir konak yaptırmıştır.

Halk arasında yani Dersim ve çevresinde ise “Sey Rızayê Xaçeliye²” (Haçelili Seyit Rıza) adıyla bilinir. N. Dersimi de Seyit Rıza’nın Tujik (Thuzık)³ dağı eteğindeki Ağdat köyünde yerleşik olduğunu yazmaktadır.

N.Dersimi, Seyit Rıza’nın karargah merkezinin Halvori Vank, Alişer’in ki ise Ağdat’tı, diye yazmaktadır. Rehber’in, Alişer ile temasından ötürü S. Rıza’nın bütün planlarına vakıf olduğunu belirtir, (sf.276). Ayrıca babasının adının Seyit İbrahim olup “babo” (baba) lakabıyla anıldığını, Lirtik mıntıkasında oturduğunu, dört oğlundan en küçüğünün Seyit Rıza olduğunu yazar, (KTD.sf.291). Dedesinin adı ise Seyit Musa’dır. (Namê Khalikê Sey Rızayi, Sey Musawo, (MG/DDE:sf.11).

Seyit Rıza’nın oğullarının adı Sey Hesen (Şix Hesen), Bıra İbrahim ve Rezik (Resik) Hüseyin’dir.

Bıra İbrahim, kısaca “Bıra” olarak bilinir. Dedesinin ismini taşıdığından “İbrahim” adı sık olarak kullanılmaz. Seyit Rıza’nın ortanca oğludur. 1933 yılında Rayvero Qop’un tezgahıyla Qırğan (4) aşireti mensupları tarafından öldürülmüştür.

Rezik Hüseyin, Seyit Rıza’nın en küçük oğludur. 15 Kasım 1937 yılında babası ile beraber idam edilmiştir.

Büyük oğlunun adı Sey Hesen’dir. Şix Hesen (Şeyh Hasan) olarak da bilinir. Seyit Rıza’nın kuşatıldığı bölgede bulunan ve Laç (Laçinan) Deresi (Derê Laçu) olarak bilinen mıntıkada, 17 Ağustos 1937 tarihinde 30 kişi ile beraber öldürülür.

Genelkurmay belgelerinde bu olay şöyle anlatılmaktadır:

“16/17 Ağustos (5) 1937 gecesi harekete geçen birliklerle gün ağarırken Titenik-Tokmakbaba tepesi-Sarıoğlan üçgeni aranmaya başlandı ve Birdo ile Sarıoğlan arasında saklanan Seyit Rıza ve avenesi sarılarak müsademeye başlandı ve şakilerden 30 kadarı öldürüldü”. Aynı kaynaktan yararlandığı anlaşılan M. Gülmez de “ailesinin 30 ferdini şehit” vermiştir” diye yazmaktadır, (age, önsöz, sf.5). N. Dersimi ise, Seyit Rıza’nın “küçük karısı Bese”, “büyük oğlu Şeyh Hasan” ve “üç torunu” ile “bin kişiye yakın” bir kuvvetinin Kozluca bölgesinde şehit düştüğünü yazmaktadır. (age, sf.287).

Burada N. Dersimi’nin yazdığı “bin kişiye yakın kuvvet” dışındaki bilgiler doğru ve birbirini tamamlamaktadır. Bin kişilik kuvvetin ise sadece abartı değil, tamamen “hayali” bir rakam olduğu anlaşılmaktadır.

Olayın Geçtiği Bölge

Genelkurmay belgelerinde bölge hakkında önemli bilgiler verilmektedir. Oldukça geniş bir alanı kapsayan “Titenik-Tokmakbaba tepesi-Sarıoğlan üçgeni” daraltıldığında üçgenin bir ucuna tekabül eden ve kayıtlarda “Birdo” (yeni adı Çalıbaşı) olarak geçen, Zazacası (Kırmanciki) “Bırdu” olan ormanlık bir mıntıka vardır. Seyit Rıza ailesi ve yakın adamları ile beraber1937 baharında, önce Ağdat’ı terk ederek “Gomê Gogane” olarak bilinen mınıkaya gider. Bir süre burada kalır. Alişêr Efendi’nin öldürülmesinden sonra ise, Abbasan bölgesini tamamen terk ederek Semkan-Laçinan (Semku-Laçinu) bölgesine gider ve çatışmanın yaşandığı 17 Ağustos tarihine kadar bu bölgede kalır.

Olayı yakından inceleyen M. Gülmez, “Dersim ra ve Dare Estene” adlı kitabında bu mıntıkanın Bırdu bölgesinde olup “Pulê Çeqeru” (Pulê Çeqere), (6) adıyla bilindiğini ve Türkçe’sinin bügün “Sarıalan” olduğunu yazmaktadır, (age. sf.44-52/72-80). Bırdu, Bilgês Baba dağı eteklerinde ve etrafı ormanlıktır. Bilges Bava tepesine çıkıldığında kuzeydoğu’da Kozluca (Qolce) bölgesi, (Kertê ) uzanır. Güney cephesinde Tokmakbaba (Toqmaqbava) dağı yükselir. İşte saklanılan alan, bu üç dağın arasındaki ve çevresindeki dağlık ve ormanlık bölgedir.

Çatışmada Ölenlerin Sayısı

Genelkurmay kayıtlarında ölenlerin sayısı otuz kişi olarak verilmektedir, (agy.sf.208). M. Gülmez, tanıkların anlatımlarına dayanarak Şix Hesen ve eşi Anıke ile onlara haber vermeye giden Memê Beji’nin kurşun ile diğerlerinin ise bombalanarak öldürüldüğünü, ölenlerden üçünün erkek, altısının kadın ve yirmisinin ise çocuk olduğunu yazar, (age.sf.80). Yetişkin erkeklerden biri Şix Hesen, biri Memê Beji’dir. Üçüncüsünün ismi bilinmemekle beraber, ölüler arasında bulunan Şix Hesen’in oğlu veya çatışma esnasında Toqmakbava’da Seyit Rıza’larla beraber iken, daha sonra katliam yerine gitmiş olması muhtemel olan (W)usê Keleci olabilir. Kadınlardan adı bilinenler ise biri Seyit Rıza’nın eşi Beser, bir diğeri Şıx Hesen’nin eşi Anıke’dır. Anıke hamiledir ve kurşunun deldiği yerden yavrusunun eli dışarı sarkmıştır. 29 ceset sayılırken, 30’uncusunun bu cenin olduğu ve rapora otuz “şaki” (eşkiya) şeklinde kayd edilmiştir, (bkz. Agy. aynı yerde).

Çatışmadan Sağ Kurtulanlar ve Kafilenin Mevcudu

Bu çatışmadan sağ kurtulanlar ise Seyit Rıza’nın kızı Leyla, torunları ve Şıx Hesen’in kızları Nare ve Cemile’dir (Cemila), (M.G/age.sf.74/78).

Kafileden ayrı olarak Tokmakbaba (Toqmaqbava) mağaralarında saklanan ve çatışanlar ise şunlardır: Sey Rıza, Têslim, Ali Avas, Wusê Keleci ve Memê Beji’dir. Memê Beji (Bêji), çatışmada öldürülenleri kurtarmak üzere, kafilenin bulunduğu yayla (ware) yerine gider ve onlarla beraber uzaklaşırken saklandıkları hendekde öldürülür. Seyit Rıza, Têslim ve Ali Avas kurtulmuştur, (age/sf.85/92). (W)usê Keleci’nin akibeti hakkında bilgi yoktur. Bu durumda kafilede, Şix Hesen dahil toplam yetişkin altı erkek, altı da kadın bulunmaktadır. Kafilenin, biri annesinin karnında, otuzu ölü, altısı sağ olmak üzere toplam 36 kişiden oluştuğu anlaşılmaktadır.

Seyit Rıza”nın Yakalanması:

H. Şahanoğlu’na göre Seyit Rıza, “Erzincan köprüsünden geçerken” “yakalanmıştır”, hüviyetini saklamasına rağmen, yanında bulunan “dürbünün üzerinde yazılı isminden şüpheye düşen vazifeşinas nöbetçi süngüsünü çekiyor, kendisini karakola davet ediyor”, (İddianame, agy.sf.46).

Genelkurmay belgelerinde ise, “Seyit Rıza’nın 10 Eylül günü saat 22.00 de, (7) silahsız olarak iki arkadaşı ile birlikte Erzincan Jandarmasına teslim olduğu 5. Jandarma Bölük Komutanlığından, Genel Müfettişliğe bildirildi...” şeklinde geçmektedir. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Başbakan İsmet İnönü de “teslim” oldu ibaresini kullanan demeçler vermişlerdir. Görüldüğü gibi “teslim oldu” ile “yakalandı” terimlerinin ikisi de devlet ve mahkeme yetkilileri tarafından kullanılmış “çelişik” beyanlardır. Buradan askeri ve hükümet yetkililerinin propogandaya yönelik olarak olayı çarpıttıkları sonucu çıkar. H. Şahanoğlu ise, buna gerek duymaksızın olayı olduğu şekliyle naklederek gerçeği yansıtmış olmaktadır.

Seyit Rıza yakalandı mı yoksa teslim olmaya mı gitti?

Açıktır ki, “yakalanma” ile “teslim olma” birbirinden farklı iki olaydır.

N. Dersimi, ordu kumandanı ve Erzincan valisinin vaadlerde bulunduklarını ve böylece “Seyit Rıza’yı Erzincan merkezine getirmeğe muaffak” olduklarını belirterek “tevkif” edildiğini ve vilayet konağından çıkarılırken “şerefsiz ve yalancı hükümet” diye sözler sarf ettiğini yazar, (5 Eylül 1937/ KTD/sf.288).
Görüldüğü gibi N. Dersimi’nin olayı nakletmesinde “teslim olma” değil, “görüşmeye gitme” şeklinde bir anlatım vardır. Bu durumu yorumlayan M. Gülmez, bu konudaki farklı yaklaşımlara değinerek şöyle sorar: “Ailesinin 30 ferdini şehit veren Seyit Rıza neyi kurtarmak için teslim olsundu ki?” (DDE/sf.5). Ve şöle cevaplar: Seyit Rıza devletin “eline” geçmişti, (age/sf.6).

Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamı ve idam tarihi

Seyit Rıza’nın idam tarihine ilişkin farklı tarihler verilmiştir.

Benim yaptığım çalışmada vardığım sonuç, Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam tarihi “15 Kasım 1937” Pazartesi gününe denk gelmektedir. Geçen yıl, Seyit Rıza’yı anma vesilesiyle bunu yazdım. Bu bilgiye nereden ulaşmaktayım?

Birincisi, İ.S.Çağlayangil’in anlatımlarına dayanarak, 1937 yılı takviminin ve konu ile ilgili o dönemde yazılmış haberlerin incelenmesinden çıkan sonuçlar ve ikincisi bu tarihi doğru olarak tespit etmiş olan kaynaklardır.

İ. S. Çağlayangil anılarında, Atatürk Elazığ’a gelmeden idamlar bitmeliydi diye yazar. C.tesi öğlenden sonra ve Pazar’ın tatil olmasından dolayı, mahkemenin çalışmadığını ve bu durumu çözmek için nasıl bir formül bulduğunu ballandırarak anlatır. Bu durumda 1937 takviminde, 14 Kasım Pazar’a, 15 Kasım ise Pazartesine gelmektedir. Yani idamlar Kasım 14 ü 15 bağlayan gece yarısından sonra yapılmıştır ve böylece Pazartesi gecesinden itibaren tarih, 15 Kasım 1937 olarak kabul edilmiş olmaktadır.

Bu olay tam bir hukuksuzkuk örneğidir. Gerek Savcının “izinli” sayılarak “görevinden” alınması ve yerine bir savcı yardımcısının geçirilmesi ve gerekse mahkemenin bir tatil gününün “gecesinde” toplanması görülmüş şey değildir. Oysa normal mesailer, sabah saat 08.00 de başlar. O dönemde de çok farklı olduğu söylenemez. Ayrıca, savcı konu ile ilgili olarak hükümetten “şifre” aldığını da söylemiştir. “Bağımsız” savcı ve mahkemeye hükümetten gönderilen “şifre” acaba neyi talep ediyordu?

Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam tarihini “15 Kasım 1937” olarak yazan diğer bazı kaynaklar şunlardır:

M.Kalman, N. Dersimi idam tarihini 18 Kasım olarak verirken “yanılıyor” derken iki gazete haberi aktarıyor. Biri 15 Kasım 1937 tarihli Ulus gazetesi. Aynen şöyle yazıyor: “İdam hükümleri bu sabah infaz edilmiştir”, (M.K/D.D/sf.349), (8). İkinci gazete 16 kasım 1937 tarihli Cumhuriyet’tir ve olayı şöyle aktarıyor: “Seyit Rıza ile 6 avenesi dün idam edildiler”, (age/sf.350).
Böylece idam tarihi oldukça açık bir şekilde ortaya konmuş olmaktadır.

İdam günü ile ilgili hatalı tarihlemeler:

İdam tarihi ile ilgili hatalı tarih verenlerin başında N. Dersimi gelmektedir. N. Dersimi’ye göre Seyit ve arkadaşları “18 Kasım 1937” tarihinde idam edilmişlerdir, (M.N.D/KTD:sf.289), (9). Aynı kaynağa dayanan F. Bulut’ta aynı hatayı yapmıştır. Keza A. Kaya”nın da aynı kaynaklara dayanarak yorum yaptığı ve “17 Kasımı 18 kasım 1937 ye bağlayan gece” şeklinde aynı hatayı tekrarladığı anlaşılmaktadır. Bu yazının, bir çok kişi ve çevrenin hiç bir araştırma yapmadan aynı hatayı tekrarlamasına bir son vermesi, dileğimdir.

N. Dersimi, idam kararının alındığı tarihi ise “10 Kasım 1937” olarak vermektedir. F. Bulut ve A. Kaya aynı iddiayı tekrarlamaktadırlar. İ.S. Çağlayangil’in anlatımlarından kararların 10 Kasım da alınmış olması şüpheli görünüyor. Çünkü, İ.S. Çağlayangil, idam “tünne” (yoktur) şeklinde bir vaveyle koptuğunu ve sanıkların Türkçe bilmediklerinden idam kararlarını iyi anlamadıklarını anlatıyor ve “mahkeme kararı açıklandı”(15) diye yazmaktadır. Buradan, idam kararlarının da aynı gün yani 15 Kasım 1937’de açıklandığı kesin ancak önceden alınmış “peşin” bir karar var mıydı? İşte “o” bilinmiyor!

İdam edilenlerin Sayısı

İdam cezası verilip infaz edilenlerin sayısı hakkında da farklı rakamlar verilmektedir. N. Dersimi, asılanların sayısını onbir olarak verir ama hepsinin isimlerini vermez, (N.D/KTD:sf.289), (10). F. Bulut’ta aynı “bilgi”leri tekrarlamakla yetinir, (F.B/BDR/sf.271-272).

M. Kalman, idam kararı verilenlerin sayısının onbir ama infaz edilenlerin yedi kişi olduğunu yazmakta ve şöyle demektedir. “Anlaşılıyor ki, N. Dersimi dört kişinin cezasının otuz yıla çevrildiğini öğrenememiş”tir, (M.K./age.sf.348).

İdam edilenlerin isimleri

İdam edilenlerin isimleri şöyledir:

1. Sey Rıza (Seyit Rıza, Abbasan Aşireti Reisi).
2. Resik Hüseyin (Seyit Rıza’nın oğlu).
3. Seyd Wuşên (Seyit Hüseyin, Kureyşan-Sêxan/Seyhan Aşireti Reisi)
4. Fındık Ağa (Yusufan (Wusuvu) aşireti Reisi Kam(b)er Ağa’nın oğlu).
5. Hasan Ağa Demenan (Demenu) aşireti Reisi Cebrail Ağa’nın oğlu).
6. Hasan (Kureyşan aşiretinden Ulkiye oğlu Hasan).
7. Ali Ağa (Mirza Ali oğlu Ali Ağa)¹¹.

M. Gülmez, “Civrayil Ağayê Arekiye” ile “Demenu ra Cıvrayilê Kêji” isimlerini ayrı ayrı göstererek birincisinin idam, ikincisinin ise ömür boyu hapis aldığını yazmaktadır, (age/sf.154). M. Gülmez’in yanıldığını ve bahsi geçenlerin aynı kişinin adları olduğu kanısındayım. Doğrusu, aynı zamanda Demenan Aşireti reisi olan Cebrail Ağa (Civê Kheji) idam cezası alır ama cezası ömür boyu (veya 30 yıl) hapse çevrilenlerdendir. Asılan ise oğlu Hasan Ağa’dır.

İdam kararı verilip de yaş haddinden ötürü infaz edilmeyen dört kişi şunlardır:

1. Kamer Ağa (Yusufan Reisi, Kamber veya Kanber şekillerinde de yazılmıştır).
2. Cebrail Ağa (Demanan Aşireti Reisi, Civê Kheji).
3. Kamer Ağa (Heyderu) Haydaran aşireti reisi.
4. ?

Ali Kaya’nın, Keko Ağa olarak yazdığı dördüncü kişinin adı, M. Gülmez’de geçmez. Ama farklı olarak Heyderu ra (Haydaranlı) Hemedê (W)uşeni ve Heyderu ra (Haydaranlı) Hemedê Alixani isimleri vardır, (M.G/age/sf.154). Keko Ağa adını ise, “tarihçi-yazar” Ali Kaya vermektedir. Kamer Ağa’nın “96 yaşında olduğu için 31 yıla mahküm” edildiğini ve cezaevlerine sürgün gönderilenlerin oralarda öldüğünü yazmaktadır. Ayrıca, Seyit Rıza’nın yaşının küçültülerek 78’den 54’e indirildiğini, 17 yaşındaki Resik Hüseyin’in yaşının ise büyütülerek aynı gece 21’e çıkarıldığını yazması da, hukuksuzluğa ve adaletsizliğe verilmiş örneklerdir, (age/sf.251/252).¹²

İdam cezası alıp infaz edilmeyenler içinde bir değil, iki ayrı Kamer Ağa olduğu anlaşılmaktadır. Bunlardan biri Yusufan (Wusuvu) Aşireti Reisi Kamer Ağa ve diğeri de Haydaran (Heyderu) Aşireti Reisi Kamer Ağa’dır. M. Gülmez de aynı doğrultuda yazmaktadır, (bkz.age/sf.154). Bu konuda en sağlam kanıtlardan biri de iddianamedir. İdddianame’de şöyle deniyor: “Suçlulardan Yusufan aşireti reisi Kamer’le, Şeyhanlı Hüsso Seyde ve Haydaran aşireti reisi diğer Kamer ile yukarıda zihniyetlerini izah ettiğimiz tiplerdendirler” (agy/sf.46).¹³

Faik Bulut, idam edilenlerin içinde Yusufan Reisi Kamber, Kureyşanlı Ulkiye adlarını yanlış olarak vermiştir. Ayrıca “Kureyşan aşireti reisi Seyit Hüseyin” ile “Seyhanlı (Şixan/Şêxan) aşireti Reisi Hasso Seydo” diye iki ayrı isim veriyor. Oysa İkisi de aynı kişinin isimleridir ve farklı yazılmışlardır. Doğrusu Kureyşan Aşiretinin, Şixan (Şixu) kolu ya da kabilesinin (pêre) lideri Wuşênê Seydi (Wusê Seydi) yani Seyit Hüseyindir. Aynı şekilde F.Bulut tarafından, Kureyşanlı Ulkiye oğlu Hasan da, Ulkiye ile beraber “idam” edilmiştir. Oysa idam edilen sadece Kureyşanlı “Ulkiye oğlu Hasan”dır, (14).

İdamların Yapıldığı ve Yakıldığı Yerler

Nuri Dersimi, Elazığ “Buğday Meydanı”nı infaz yeri olarak yazar, (age/sf.289). Olayın tanıklarından İ. S. Çağlayangil ise, Seyit Rıza’yı cezaevinden idam yerine otomobille götürürken “Jeep jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu” diye yazmakta ama başka ayrıntı vermemektedir, (age.sf.51). M. Gülmez ise darağacından indirilen cesetlerin, bugün Fırat Üniversitesinin bulunduğu dereye götürülerek yakıldığını yazmaktadır, (age/.156). Peki yakılan cesetlerin külleri ne yapıldı? Bu konularda Genelkurmay belgelerinde mutlaka kayıtlar vardır. Bir gün bunların açıklanması da muhtemeldir. Ama anlaşılan o zamana kadar, bu ve benzeri sorular sorulmaya devam edecektir!

M. Hayaloğlu

¹. Viyalıke: Şine (Sin) köyü yakınlarında bir mıntıkadır. (Dersim ra ve Dare Estene, M. Gülmez, sf. 187). H. Şahanoğlu “Dersim’e ait işler Viyalık’ta görülür” diye yazar. (İddianame, Munzur, sy.20/sf.46). Ağdat’taki evinin bulunduğu yerin ise, “Sosenkale” olarak nitelendirildiği anlaşılmaktadır.

². Xaçeliye: Eski kayıtlarda Haçeli/Haçılı şekillerinde olup yeni adı Dikenli’dir. 1980’den sonra Geyiksuyu (Deşt) nahiyesine ait diğer köylerle beraber Tunceli Merkez’e bağlanmıştır. Seyit Rıza’nın aşireti Yukarı Abbasanların önemli köylerinden biridir. Seyit Rıza’nın sonraları Xaçeliye köyünü Rayberê Qop’a bıraktığı ve Ağdat’a yerleştiği anlaşılmaktdadır. Rehber (Rayber/Rayver) Seyit Rıza’nın abisi Seyd Ağa’nın oğlu yani yeğenidir. Rayverê Seyd Ağayi diye de bilinir. N. Dersimi, Hozat’ın Peyami (Pıxamiye) köyünde “tarafsızlığını ilan” ettiğini ama işbirlikçiliğe ve ispiyonculuğa devam ettiğini, aldığı bilgileri Türkler’e ulaştırdığını ve bir ara -(durumunu gizlemek için)- Bahtiyar aşireti ile ittifak yaptığını da yazar, (sf.274).

³. N. Dersimi, S. Rıza Lirtik mıntıkasından göç ederek Tujik (Thuzık) dağı eteğindeki Ağdat köyüne yerleşmiştı, diye yazmaktadır. (KTD:292).


(4). Bava İbrahim’i, pusuya düşürüp öldüren kişinin, Qırğan aşireti reisi Satoğlu Sıleman (Süleymen) Ağa’nın oğlu Memed (Mehmet) Ağa olduğu anlaşılmıştır. (M.G/DDE, sf. 188). N. Dersimi de, bu olay üzerine Qırğanlar’ın merkezi köyü Sin’in (Şine) Seyit Rıza tarafından kuşatıldığını ve katillerin teslim edilmesini istediğini yazmaktadır, (Dr.Vet.M.N.D/KTD.sf.272).

(5). Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları, C-2/sf.208, Kaynak yy.
N. Dersimi, “bin kişiye yakın” insanın öldürüldüğüne dair her hangi bir kaynak gösterememiştir, (sf.287).

(6). “Pulê Çeqeru” (Pulê Çeqere). M. Gülmez bu adın, bugün Türkçe “Sarıalan” olarak bilindiğini yazar. Genelkurmay kayıtlarında geçen “Sarıoğlan” ile benzerlik gösteren Sarıalan’ın aynı mıntıkanın adı olması muhtemeldir.

(7). Seyit Rıza’nın yakalanması: “10 Eylül günü saat 22.00” (GBKİ/sf.209). “Şaki Seyit Rıza teslim oldu” (Cumhuriyet, 13 Eylül 1937). N. Dersimi, 5 Eylül 1937 (KTD/sf.288).

(8). M.Kalman/Dersim Direnişleri/sf.349/Nujen yy./1995.

(9). Dr. Vet.M.N.Dersimi/K.T.Dersim/sf.289/Komkar yy./2.baskı/1990. F.Bulut/Belgelerle Dersim Raporları/sf.271. A. Kaya/Dersim Tarihi/sf.251.

(10). Dr. Vet.M.N.Dersimi/K.T.Dersim/sf.289/Komkar yy./2.baskı/1990.
F.Bulut/Belgelerle Dersim Raporları/sf.271-272.

¹¹. M.Kalman/Dersim Direnişleri/sf.348/Nujen yy./1995. A. Kaya da aynı isimleri verir, (D.T./sf.252/Can yy./1999/1.Basım).

¹². A. Kaya/Dersim Tarihi/sf.251/252/Can yy./1999/1.Basım. A. Kaya, cezası ertelenenlerden ikisinin Isparta, ikisinin de Ederne’ye gönderildiğini, sonra Muğla ve Bolu isimlerini de vererek bir karışıklığa neden olmaktadır.

¹³. İddianame, Munzur Dergisi sy-20/sf.46/2004/4.

(14). F.Bulut/Belgelerle Dersim Raporları/sf.272.

(15). İ.Sabri Çağlayangil, Anılarım, sf.51/Yılmaz Yayınları/1990/3.baskı. Çağlayangil’in, Kürtçe (Kurmanci) versiyondan “tünne” dendiğini yazması da pek inanılır değil. Eğer Zazaca söylenmişse, “çino” denmiş olması gerekiyor. Naşit Hakkı Uluğ, Derebeyi ve Dersim, 1931/sf.39/Kalan yy./2001
 

Görüntüleme sayısı: 442 / Yazdır

  Yorumlar (2)
İzleyicimize yanıt
Yazan Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin. website, 20-11-2009 17:33 , IP: 88.238.39.37
Türkiye'de toprak reformu ne zaman yapılmaya başlandı ki? Hele Dersim gibi dağlık ve göçebe hayvancılığının egemen olduğu bir coğrafyada, Yavuz zamanı Türkmen alevilerin katliamdan kurtulmak için Dersim'e kaçıp "biz Kürdüz" diyerek canlarını kurtardığı bir coğrafyada, daha sonra, 20. yüzyıl başlarında Ermenilerin, Yahudi kökenli "burjuvaların" perde arkasından İttihat-Terakki'yi etkilemesiyle göçe zorlandıklarında, aynı etkin gücün Kürt ağalarını da kışkırtmasıyla oluşan Ermeni kıyımından kurtulmak isteyen Ermenilerin kaçıp yerleştiği bir coğrafyada hangi toprak reformu... Sadece Dersim'de değil, Toroslarda da ve diğer göçebe aşiret halk kesimlerimizde de zorunlu iskan ve zorla yerleştirme yapılmıştır. Bunun toprak reformu amaçlı bir uygulama olduğuna hiçbir yerde rastlamadım. Üstelik o zaman Dersim'de denildiği gibi bir isyanın da olup olmadığı tartışma götürür. İsmet Paşa bürokrasisi, direkt finans-kapitalin dümen suyunda DP'nin alt yapısını örerken, bir taraftan Gazi'yi Dolmabahçe'ye hapsedip ortadan kaldırma planları yapıyor diğer taraftan da Ermeni ve Rum kılıç artığı "burjuva"larını ortadan kaldırıp, Yahudi ağırlıklı, "Kemalist" maskeli yerli finans-kapitalin alanını genişletiyor, iç ve doğu Anadolu'da kuracağı tefeci-bezirgan sömürü ittifakına ayak bağı olabilecek nispeten soysuzlaşmamış ve komün geleneklerine bağlı kalmış unsurları da yok etmeye girişiyor. Dersim katliamı, nispeten bozulmamış, ortabarbar-göçebe, kollektif aksiyon geleneklerine bağlı İNSAN güçlerinin ortadan kaldırılması ve sindirilmesidir... Belgelerden anlaşıldığına göre Seyit Rıza'nın ve arkadaşlarının asılması da Gazi'den gizli gerçekleştirilmiştir... Neden CHP'ye oy verdiler meselesi ise Anadolu insanımızın hem trajedisi, hem komedisi, hem büyüklüğü hem de çaresizliğidir... 
+++ 
Gerek "Ermeni Soy Kırımı" denilen olayların ardında, gerek Dersim'deki kitlesel katliamın ardında ve gerekse de 6-7 Eylül'de ağırlıklı olarak Rumlara yönelik olayların ardında burjuvalar arası bir hesaplaşma yatar. Palazlanan ve finans-kapitalistleşerek tekelleşen Türkiye egemenlerinin özgücü Yahudi-sabateist kökenli İstanbul, kısmen İzmir parababaları; ekonomideki büyük balık küçük balığı yutar orman kanununa paralel olarak, sosyolojik ve nüfus-nufuz alanlarında da kıyıma girişmiştir. Finans-kapitalistleşme sürecinde kendisine rakip gördüğü Ermeni ve Rum burjuvalarına, kalıntı olarak bile tolerans göstermemiştir. Bunu yaparken; kimi zaman Türklerin, kimi zaman Çerkezlerin, zaman zaman Lazların, kimi zaman da Kürtlerin, Arapların... içlerinden gözükara, işsiz, köylü ya da kentli küçük-burjuvalarını kışkırtmış, kullanmış, işi bitince onları günah keçisi yapıp kanlı ellerini yıkamayı becermiş ve daima Anadolu kasaba tefeci-bezirgan sermayesi ile hep ittifak halinde olmuş onu yedek-güç olarak elinin altında tutmuştur. İdeolojik olarak da melon şapkalı batı gericiliğini kullanırken de, sarıklı doğu gericiliğini kullanırken de duruma göre kimi zaman "cumhuriyetçi-laik-kemalist" maskeler ve şapkalar takmış, kimi zaman da "demokrat-dinci-liberal" kesilmiştir. Bunlar metropollerde 5-10 banka-holdingde vucut bulan finans-kapital (mali-sermaye) oligarşisi ile tüm Anadolu'da yaygın, 50-60 alım-satım-pazarlama-bayi-toptan-parekendeci şirkettir. Son dönemlerde her iki grup da oldukça iç içe geçmiştir. Bu iç içe geçmiş yapı zaten uluslarüstü finans-kapitalist banka-holdinglerle birlikte dünya finans-kapitaline bağlı, onunla et ile tırnak çalışıyor. Bir soykırım suçlusu veya kitlesel katliam canisi aranacaksa hiç zahmet edilmesin. Cani de soykırımcı da bu yerli-yabancı ortaklı finans-kapital şebekesi ve onun Anadolu'daki uzantılarıdır... 
(Biraz acele ve özet bir yanıt oldu. Daha ayrıntılı ve derli toplu bilgi için Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın "İhtiyat Kuvvet Milliyet Şark" kitabına bakılabilir.) 
Nezih Gençler
Barbaros Baykara'nın "Tunceli 1938" kita
Yazan Bir VP izleyicisi, 20-11-2009 19:48 , IP: 88.238.39.37
Dersim isyanı; haksızca gasp ettikleri toprakların, toprak reformuyla ellerinden kayıp topraksız köylüye gitmesini önlemek için, bu konudan habersiz olan köylüleri kışkırtarak isyana yönlendiren toprak ağalarının eseridir... 
Kaynak: www.ilk-kursun.com 
Ahmet Taner Kışlalı 1996 Yılında Cumhuriyet gazetesi köşesindeki yazısında bugün bir kaşık suda kopartılan fırtınaya tokat gibi bir yanıt veriyor… 
http://www.ilk-kursun.com/2009/11/iste-dersim-gercegi/#more-16018

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3

 
< Önceki   Sonraki >
SENDİKA KARŞITI İŞVERENE, MÜDÜRE, ŞEFE HAPİS CEZASI !!!

26.09.2004 TARİHİNDEN BERİ YÜRÜRLÜKTE OLAN 5237 NOLU TÜRK CEZA YASASI

İş ve çalışma hürriyetinin ihlâli

MADDE 117. - (1) Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla, iş ve çalışma hürriyetini ihlâl eden kişiye, mağdurun şikâyeti hâlinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir.

(2) Çaresizliğini, kimsesizliğini ve bağlılığını sömürmek suretiyle kişi veya kişileri ücretsiz olarak veya sağladığı hizmet ile açık bir şekilde orantısız düşük bir ücretle çalıştıran veya bu durumda bulunan kişiyi, insan onuru ile bağdaşmayacak çalışma ve konaklama koşullarına tâbi kılan kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis veya yüz günden az olmamak üzere adlî para cezası verilir.

(3) Yukarıdaki fıkrada belirtilen durumlara düşürmek üzere bir kimseyi tedarik veya sevk veya bir yerden diğer bir yere nakleden kişiye de aynı ceza verilir.

(4) Cebir veya tehdit kullanarak, işçiyi veya işverenlerini ücretleri azaltıp çoğaltmaya veya evvelce kabul edilenlerden başka koşullar altında anlaşmalar kabulüne zorlayan ya da bir işin durmasına, sona ermesine veya durmanın devamına neden olan kişiye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.  

Sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi

MADDE 118. - (1) Bir kimseye karşı bir sendikaya üye olmaya veya olmamaya, sendikanın faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, sendikadan veya sendika yönetimindeki görevinden ayrılmaya zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir sendikanın faaliyetlerinin engellenmesi hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(BU CEZALAR PARA CEZASINA ÇEVRİLEMEZ, TECİL EDİLEMEZ)

Ortak hüküm

MADDE 119. - (1) Eğitim ve öğretimin engellenmesi, kamu kurumu veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi, siyasî hakların kullanılmasının engellenmesi, inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme, konut dokunulmazlığının ihlâli ile iş ve çalışma hürriyetinin ihlâli suçlarının;

a) Silâhla,

b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

e) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

İşlenmesi hâlinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

Kişisel verilerin kaydedilmesi

MADDE 135. - (1) Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Kişilerin siyasî, felsefî veya dinî görüşlerine, ırkî kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlâkî eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydeden kimse, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme

MADDE 136. - (1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Nitelikli hâller

MADDE 137. - (1) Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların;

a) Kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle,

b) Belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,

İşlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

İşkence

MADDE 94. - (1) Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan on iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Eziyet

MADDE 96. - (1) Bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştiren kişi hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

MADDE 232. - (2) İdaresi altında bulunan veya büyütmek, okutmak, bakmak, muhafaza etmek veya bir meslek veya sanat öğretmekle yükümlü olduğu kişi üzerinde, sahibi bulunduğu terbiye hakkından doğan disiplin yetkisini kötüye kullanan kişiye, bir yıla kadar hapis cezası verilir.

İŞSİZLİKLE MÜCADELE VE HALK DAYANIŞMASI
İŞÇİ - SENDİKALAR
KÖYLÜ - KOOPERATİFLER
DEM.KİTLE-MSLK.ÖRG.
KAVRAMLAR - SÜREÇLER
 
Top! Top!
Transderm Scop