Anasayfa arrow Güncel Haber-Yorum arrow KERBELA
09 09 2010
 
 
BÖLÜMLER
Anasayfa
Kütüphane
Kuvayi Milliye Dergisi
Çeviriler
Kültür Sanat
Kavramlar - Süreçler
Medya Haber-Yorum
Güncel Haber-Yorum
Kamuoyundan
Kamuoyuna
İşçi - Sendikalar
Köylü - Kooperatifler
İşsizlikle Mücadele...
SİTEMİZDE
Şuan 17 konuk çevrimiçi
İSTATİSTİKLER
Üyeler: 83
Haberler: 621
Linkler: 16
Ziyaretçi: 1516588

 
NE MUTLU O YOKSULLARA Kİ

ÖTEKİ DÜNYA ONLARINDIR

ER YA DA GEÇ BU DÜNYA DA

ONLARIN OLACAKTIR

F. ENGELS


GÜNCEL HABER-YORUM
MEDYA HABER-YORUM
KAMUOYUNDAN
KAMUOYUNA
translate from turkish to another language: http://translate.google.com
 
KERBELA PDF Yazdır
Yazar Eren Erdem   
26 12 2009

http://img2.blogcu.com/images/v/e/f/vefagulleri/kerbela.jpg

 

Tarihin "en nitelikli direniş sahnelerinden biridir Kerbela"

Burjuvazi cennetindeki isyanın yansıması vardır o kanlı havzada...

Her makaleme aynı düzlemde eleştiriler geliyor, "sen yeni bir din mi üretiyorsun?’’.

Aynı cevabı vermekten sıkılsam da yineliyorum ; "ben sizin yıktığınız dini, sizin zırvalarınızdan arındırmaya çalışıyorum!!’’

Nedense, makalelerimizi ilmi düzlemde çürütemeyenler, hakaret yoluna başvuruyor. E normal tabiî ki, kedi uzanamadığı ciğere "mundar’’ dermiş…

Milleti, Batı Emperyalizminin, Haçlı bezirganlarının dudak arasına mahkum eden "din elbisesini tersten giyme ve giydirme şebekesine çağrım’’, yüreğiniz yetiyorsa, getirin   Kuran dışında feyz aldığınız kitaplarınızı, hoca efendilerinizi ve kıt ilminizi…

Değerli okurlar,

“Kerbela Savaşı’’ bizlere anlatıldığı gibi, bir "biat savaşı’’ falan değildir. Tamamen sosyal, tamamen devrimin dinamikleri ile doğrudan ilintili bir ölüm-kalım savaşıdır. Kerbela savaşı sonrası, "Selam Devrimi büyük bir darbe almıştır".

Benim derdim, tarihte vuk’u bulmuş bir hadiseyi "otobiyografi üslubunda sunmak değil", çağımızın hastalıklı toplum yapısını diriltecek "yeni bir düşünceyi tanıtmaktan ibarettir’’.

Aslına bakarsanız, ideolojiler bataklığına dönmüş zihinlerdeki "ezber ve tabular’’ buna pek müsaade etmemekte, sürekli önceden sezdiğimiz önyargılar ile yargılanmaktayız. Anlattıklarım, insanlık tarihinin başından beri var olan gerçekleri "düzgün bir mercekle süzmek itibari ile’’, bize ait olanların yaşamımıza sunabileceği katkıları göstermek dışında bir amaç barındırmamaktadır.

"Değişim mi?’’ Onun zamanı var!

Kerbela’yı, Kerbela sonrası inşa edilmiş din algısı merceğinden anlamak "imkansızdır".

Kerbela’yı, ancak Kerbela’da ölüme yürüyenlerin din algısı ile anlayabilirsiniz. Günümüz mezhepçi-ruhbancı, Kurandışı ve Emperyalizm ile çelişmeyen bir din algısının, Kerbela’yı, Karmati İsyanını, Şeyh Bedrettin’i doğru analiz etmesi imkansızdır.

Şimdi tarihsel bir yolculuk yapalım…

Kerbela öncesi durum özeti

Mekke’de var olan sistem, orada bulunan avam halk için adeta bir zulüm ve işkenceden ibaretti. Yolda dahi yürüseniz, efendi olan, mertebe olarak yüksek bir sınıfta olan birinin herhangi bir davranışına katlanmak zorunda kalırdınız. Efendiler, kölelerinin kızlarının ırzına geçiyor, kızları kendilerine cariye yapıyorlardı. Özgür kadınların başları örtülü, kölelerin ise örtüsüzdü. Sınıflar arasındaki ayrım güçleniyor, efendiler "et’’ yerken, köleler "hurma’’ dahi bulamıyordu.

Öyle ki, artık köleler "kız çocuklarının namusu için, yeni doğan kız bebekleri diri diri gömer hale gelmişti". Bir kölenin, hayatı boyunca, kendisine ait bir toprağa sahip olmasının imkanı olmadığı gibi, ailesine bir öğün yemek yedirmesi dahi olanaksızdı. Mekke güçleniyor, putlar sayesinde kurulan Rejim, dünyada yaygınlaşıyordu. Sürekli birilerinin kesesi doluyor, halk sefalet içinde sürünmeye mahkum bırakılıyordu.

İşte tam bu sırada, mülkiyeti yasaklayan, para biriktirmeyi yasaklayan, her şeyi halka arz edilmesini öngören biri çıktı, adı "Allah'ın Elçisi Muhammed" idi.

Allah'ın elçisi Muhammed’in düşünceleri hızla yayılmaya başladı, Gıffar kabilesine bile ulaşmış, dünyanın farklı bölgelerinden "sömürülenler’’ O’nun mescid/karargahına gelmeye başlamışlardı. Büyük çileler, büyük sıkıntılar, egemen Rejimin güçlerine karşı verilen mücadele başarıya ulaştı, ve egemenlik Allah’a/halka teslim edildi.

Mülkiyet Allah’a, yani halka ait kılındı. Kölelik kaldırıldı, toplumsal sınıfların oluşmasına imkan tanıyan iktisadi altyapı yıkıldı ve "infak toplumu üretildi’’. Yukarıdaki bilgilerin detayları için lütfen " www.bagimsizyorum.com ’’ adresindeki makalelerimi, ya da Ocak 2010’da çıkacak "Gayya’’ adlı kitabımı inceleyin.

Evet, Devrim "bozuk düzeni sildi süpürdü’’, yerine "HACC ruhunu yansıtan’’, sınıfsız, düzlemsiz bir toplum üretildi. Bu toplum, bilime ve düşünmeye sevkedildi.

Daha sonraları, yıkılan rejimin kadroları, yeni sistem içine girdiler. Çünkü bu sistemin adı: "SELAM’’, yani ; "Barış, Esenlik, Güvenlik ve Adalet’’ sistemi idi. Dolayısı ile, bu sistemin af ruhuna sığınarak sistem içine girdiler ve eski rejimlerini, bozgun ve sömürü sistemlerini yeni sistem içinde diriltmeye karar verdiler.

Bu devrimin öncüsü "Allah Elçisi Muhammed’in’’ vefatı ile, sızmalar arttı, ortalık kaos ortamına gebe kaldı. Halifelerin sıkıntıları ciddi noktalara vardı. Halk arasında 4000 dirhemden fazla para biriktirenin malına el koyacağını söyleye Halife Ömer şehid edildi. Muhammed’in yol arkadaşı Ali, hunharca katledildi.

KERBELA

 Ardında miras bırakmayan, sınıfsal ayrılıkları yok eden bir öncünün yaydığı düşünce sistemi, zamanla değişmeye, sarayların, saltanatların, soy ve nesep bağlarının, mal yığmanın, altın ve parası olanlara imtiyaz tanımacılığın merkezine dönüştü.

Bu süreçte hayatta olan, Allah Elçisi Muhammed’in torunları, gidişatın "yozlaşma ve yıkılma’’ olduğunu görerek, ağırlıklı olarak "Mekke’de ki putperest sistemin ağır taşlarından olan Ebu Süfyan’ın torunu Yezid’in’’ hilafet mücadelesine tepki gösterdi. Çünkü, halk fakirleşiyor, saraylar yapılıyor ve eski sistem "din elbisesi giydirilerek’’ ayağa kaldırılıyordu.

İşte Kerbela, Eski sistem ile Yeni sistem arasındaki son savaşlardan biridir. Bedir ve Uhut’tan farklı hiçbir yönü yoktur…

10 Ekim 680 (10 Muharrem 61) tarihinde bugünkü Irak sınırları içindeki Kerbela şehrinde, Selam sisteminin öncüsü Muhammed'in torunu Hüseyin bin Ali'ye bağlı küçük bir birlik ile Emevi Halifesi I. Yezid'e bağlı ordu arasında cereyan etmiştir.

Savaşın bir tarafı "Selam’’, diğer tarafı ise "şirk/bölücü/putperest’’ taraftır.

Savaşın neticesinde ;

Ailesinden oluşan bir birlik ile gittiği Kufe’de İmam Hüseyin, Yezid’in 4500 kişilik ordusu karşısında yenilmiş, birlikteki bütün erkekler şehit edilmiştir.

Bu olayın  ardından egemenlik "Emevi soyuna geçmiş’’, halk fakirleşmeye, sermaye sahipleri artmaya, eski sistem yükseltilmeye başlamıştır.

Peygamber adına sayısız uydurma hadis üretilmiş, mal biriktirme ve mülkiyet serbestleştirilmiştir.

İslam dini, mistik zırvaların ve masalların dini haline gelmiş, Salat yok edilmiş, Hacc basit bir tavaf konumuna indirgenmiştir.

Devrime ve sisteme ait ne varsa, hızla yozlaştırılmış, mezhepsel bölünmeler, Yahudilerin ulemalaştırılması, altın ve paranın tedavülden çekilerek "köleliğin yeniden toplumsallaşması’’ yolu açılmıştır.

Yani İslam gitmiş, İslam elbisesi giydirilmiş bir "putperestlik’’ getirilmiştir.

Günümüzdeki egemen din algısı da bu istikamettedir.

Ancak, elbette tarihte olduğu gibi, yine doğrular yanlışlara galip gelecek, zalimler kaybedecektir.

Muharrem ayına girdiğimiz şu günlerde, kısaca değinmek istedim.

Açıkçası, büyük bir hüzün içerisindeyim. Neden mi ?

Hüseyin’in vefatına değil elbette, Hüseyin’in uğrunda öldüğü davanın yitirilişine…

TEKRAR BAŞIMIZ SAĞOLSUN!!!       Saygılarımla


Görüntüleme sayısı: 202 / Yazdır

  Bu yazıya ilk yorumu yazın

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3

 
< Önceki   Sonraki >
SENDİKA KARŞITI İŞVERENE, MÜDÜRE, ŞEFE HAPİS CEZASI !!!

26.09.2004 TARİHİNDEN BERİ YÜRÜRLÜKTE OLAN 5237 NOLU TÜRK CEZA YASASI

İş ve çalışma hürriyetinin ihlâli

MADDE 117. - (1) Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla, iş ve çalışma hürriyetini ihlâl eden kişiye, mağdurun şikâyeti hâlinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir.

(2) Çaresizliğini, kimsesizliğini ve bağlılığını sömürmek suretiyle kişi veya kişileri ücretsiz olarak veya sağladığı hizmet ile açık bir şekilde orantısız düşük bir ücretle çalıştıran veya bu durumda bulunan kişiyi, insan onuru ile bağdaşmayacak çalışma ve konaklama koşullarına tâbi kılan kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis veya yüz günden az olmamak üzere adlî para cezası verilir.

(3) Yukarıdaki fıkrada belirtilen durumlara düşürmek üzere bir kimseyi tedarik veya sevk veya bir yerden diğer bir yere nakleden kişiye de aynı ceza verilir.

(4) Cebir veya tehdit kullanarak, işçiyi veya işverenlerini ücretleri azaltıp çoğaltmaya veya evvelce kabul edilenlerden başka koşullar altında anlaşmalar kabulüne zorlayan ya da bir işin durmasına, sona ermesine veya durmanın devamına neden olan kişiye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.  

Sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi

MADDE 118. - (1) Bir kimseye karşı bir sendikaya üye olmaya veya olmamaya, sendikanın faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, sendikadan veya sendika yönetimindeki görevinden ayrılmaya zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir sendikanın faaliyetlerinin engellenmesi hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(BU CEZALAR PARA CEZASINA ÇEVRİLEMEZ, TECİL EDİLEMEZ)

Ortak hüküm

MADDE 119. - (1) Eğitim ve öğretimin engellenmesi, kamu kurumu veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi, siyasî hakların kullanılmasının engellenmesi, inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme, konut dokunulmazlığının ihlâli ile iş ve çalışma hürriyetinin ihlâli suçlarının;

a) Silâhla,

b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

e) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

İşlenmesi hâlinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

Kişisel verilerin kaydedilmesi

MADDE 135. - (1) Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Kişilerin siyasî, felsefî veya dinî görüşlerine, ırkî kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlâkî eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydeden kimse, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme

MADDE 136. - (1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Nitelikli hâller

MADDE 137. - (1) Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların;

a) Kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle,

b) Belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,

İşlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

İşkence

MADDE 94. - (1) Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan on iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Eziyet

MADDE 96. - (1) Bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştiren kişi hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

MADDE 232. - (2) İdaresi altında bulunan veya büyütmek, okutmak, bakmak, muhafaza etmek veya bir meslek veya sanat öğretmekle yükümlü olduğu kişi üzerinde, sahibi bulunduğu terbiye hakkından doğan disiplin yetkisini kötüye kullanan kişiye, bir yıla kadar hapis cezası verilir.

İŞSİZLİKLE MÜCADELE VE HALK DAYANIŞMASI
İŞÇİ - SENDİKALAR
KÖYLÜ - KOOPERATİFLER
DEM.KİTLE-MSLK.ÖRG.
KAVRAMLAR - SÜREÇLER
 
Top! Top!
Transderm Scop